Ethem ve Karlov’un katilini ortaklaştıran kara leke: Kolluğun cezasızlığı – Av. Deniz Özbilgin

Ethem ve Karlov’un katilini ortaklaştıran kara leke: Kolluğun cezasızlığı – Av. Deniz Özbilgin

Av. Deniz Özbilgin toplumsalhukuk.net için yazdı: Ethem Sarısülük’ün katilini ödüllendiren ve Büyükelçi Karlov’un rahatça öldürülmesini sağlayan ortaklık, bir cinayet silahı olarak kolluk suçlarının cezasızlığı

Yakın geçmişte ve özellikle OHAL sonrasında yaşananlar basit birer ihlal değil. Ethem Sarısülük’ün katilini ödüllendiren ve Büyükelçi Karlov’un rahatça öldürülmesini sağlayan ortaklık, bir cinayet silahı olarak kolluk suçlarının cezasızlığı

Yargı, tarih boyunca egemenlerin kimi zaman yok etmek ve kimi zaman da sindirmek için kullandığı bir araç oldu. Fakat, “dosta adalet, düşmana hukuk” zihniyeti cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde bu derece pervasız değildi.

Başkanlık tartışmaları ile adım adım diktatörlük taşları döşenirken, hukuk alanında da değişim kaçınılmaz. “Kuvvetler ayrılığı; demokratik bir rejimde yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden bağımsız olarak, birbirine karşı bir fren ve denge mekanizması işlevi görmesidir”[1]. Yargı, yasamaya karşı denge ve yürütmeye karşı fren görevini göremediğinde demokrasi de bir geçmiş zaman kavramı oluyor. Adalet ise bina duvarlarında “saray” kelimesi ile yan yana yazılmaktan öte bir anlam ifade etmiyor.

Ethem Sarısülük’ün katledilme anı Mobese başındaki polis tarafından karartılmaya çalışılmış ise de, tesadüfen kameralara yansımıştı. Bu görüntüye rağmen katil polis Ahmet Şahbaz için yasada olan ancak bir cinayet karşısında yasa mantığının kabul etmediği her türlü hukuksal koruma ve indirim sağlandı. Davanın kaçırıldığı Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi’nin 19 Aralık tarihli kararı ile katil meşru savunma sınırında kabul edilerek sadece 1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezası verildi. Ceza demeye dilin varmadığı bu hüküm de paraya çevrilerek 10 bin 100 lira ödeme karşılığı cinayetin cezası çekilmiş sayılacak.

Kaldı ki bu 10 bin 100 lira da katile pek bir yük oluşturmayacak. Hatırlanacağı üzere Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğü, “Yardım Toplama Ahmet Şahbaz” konulu ve 23 Aralık 2014 tarihli yazısında Şahbaz için her ay il emniyet müdüründen 50, müdür yardımcılarından 30, ilçe ve şube müdürlerinden 20, rütbeli polislerden 15 ve diğer tüm polis memur ve emniyet personelinden 10 lira kesilerek Şahbaz’a verilmesini emretmişti. Yürütme, henüz dava sürerken idari bir emirle polislerden misli ile para tahsil ederken, bunun yargı makamlarına yansımaması düşünülebilir miydi!

Ethem Sarısülük davasında en az hüküm kadar vicdan sızlatan bir husus da, “Ahmet Şahbaz’ı cezalandırırsak kolluk kuvvetleri kendi güvenliğini sağlayamaz” şeklindeki avukat savunmasıydı. Bu, bir yürütme biçiminin yargıya talimatıydı. Kameralar önünde işlenen bir cinayet için bu savunmanın ardından verilen hüküm, tarihi bir kara leke olması yanında tarihsel bir mirasın da devamlılığıydı: Cezasızlık.

“Cezasızlık; en sade tanımıyla bir ihlalin failinin suçlanmasına, alıkonulmasına, yargılanmasına ve suçlu bulunması halinde de uygun şekilde cezalandırılmasına dair cezai, hukuki, idari ya da fiili her türlü imkansızlıktır.”[2]

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2 Eylül 1998 tarihli Yaşa/Türkiye kararında kamu görevlisi marifetiyle işlenen suçu aklayan devlet geleneği için “cezasızlık iklimi” (climate of impunity) tabiri kullanılmıştı.

İşte o “iklim”de, Şahbaz’ın yargı eliyle aklanmasından birkaç saat sonra bir başka çevik kuvvet polisi Mevlüt Mert Altıntaş, Rusya Büyükelçisi Andrey Karlov’u cihatçı saikler ve sloganlar ile yine kameralar önünde öldürdü. Nice senaryo, komplo teorisi, derin analiz içinde gözden kaçmaması gereken acı gerçek ise cinayetin işlendiği belediye tesisinin özel güvenlik görevlisinin “Polis olduğu için binaya girerken üstünü arayamadık” ifadesindeydi. Cezasızlık zırhına bürünmüş silahlı bir kolluk personeli, katletme niyetini bu defa da bir kalkan ile gerçekleştiriyordu: Dokunulmazlık.

Saray-AKP iktidarının kural tanımama, çiğneyemediği yasayı ise basitçe ortadan kaldırıp yerine kendi faşist kurallarını getirme pervasızlığı yargıya da yansıyor. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı esas ise de, yakın geçmişte ve özellikle OHAL sonrasında yaşananlar basit birer ihlal değil. Yaranmacı yargı, Saray-AKP hegemonyasındaki yasama ve yürütme ile aynı pervasız ve hukuk tanımaz tavrı sahiplenerek demokrasinin ve insanlığın binlerce yıllık kazanımlarını yok ediyor.

Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sının başkarakteri Raskolnikov, romanda işlediği cinayet sonrası kabuslarından sayıklayarak uyanmaktadır: “Cezası çekilmeyen suç insanı rahat bırakmaz.”

Peki ya insanlığı?

Dipnotlar

[1] Prof.Dr. Mümtaz Soysal – 100 Soruda Anayasa’nın Anlamı, 1990

[2] Yrd.Doç.Dr. Öznur Sevdiren – Türkiye’nin Cezasızlık Mevzuatı, Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, 2015

 

*yazıda kullanılan görsel sendika.org sitesinden alınmıştır.

toplumsalhukuk