Yüksek yargının işyükü hukuku – Av. Fikret İlkiz (bianet)

“İş yükünün” ağırlığı altında ezilme tehlikesi ile karşı karşıya kalan hak arama özgürlüğünü sağlamakla yükümlü olan “Yüksek Mahkeme” kararları acaba adalet sağlayabilecek midir?

İşçi sınıfının birlik ve dayanışma günü olan 1 Mayıs kutlu olsun…

Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Zühtü Arslan, 25 Nisan 2017’de Anayasa Mahkemesinin 55. Kuruluş Yıl Dönümü töreninde yaptığı konuşmasında bireysel başvurularla ilgili önemli istatistikler verdi.

Anayasa Mahkemesinin yapılan bireysel başvuruları sonuçlandırma oranı 2013 yılında yüzde 50, 2014 yılında yüzde 53, 2015 yılında ise yüzde 77’ye yükselmiş. Gelen başvuruları sonuçlandırma oranı 2016 yılı Temmuz ayına kadar artarak sürmüş ve bu oran yüzde 85’e kadar çıkmış.

15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrası işler bir hayli değişmiş. 2016 yılında karara bağlanan bireysel başvuru sayısı 2015 yılında karara bağlanan dosya sayısından daha fazla olmuş.

15 Temmuz sonrasında ise bireysel başvuru sayısında çok ciddi artışlar var.

2016 yılında 15 Temmuza kadar yapılan başvuru sayısı 12 bin 712 iken yılın geriye kalan aylarında 68 bin 44 başvuru daha gerçekleşmiş. Anayasa Mahkemesine 2017 yılının ilk aylarında olağan dönemdeki sayıların üzerinde başvuru gelmeye devam etmiş.

Mahkemenin önünde 2017 yılı bakımından 101 bin 557 derdest bireysel başvuru bulunuyor. Bu sayı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 47 ülkeden yapılan toplam başvuru sayısından daha çok… Derdest başvuruların yaklaşık yüzde 75’ini OHAL kapsamındaki başvurular oluşturuyor.

Anayasa Mahkemesinin bu ağır iş yükünün altından nasıl kalkacağı düşünülmesi gereken ciddi bir hukuk sorunu olarak görülmelidir.

Öte yandan bireysel başvuruların özü hak ihlali iddialarına dayandığına göre başvuru sayısındaki olağanüstü artış endişe verici… Sadece OHAL ile açıklanamayacak kadar önemli olan bu artışın nedenlerini iyi değerlendirmeliyiz.

Çünkü “Bireysel Başvuru”, temel hak ve özgürlükleri kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edilen bireylerin yargı dâhil olmak üzere diğer tüm başvuru yollarını tükettikten sonra başvurdukları ikincil nitelikte ve istisnai bir hak arama yoludur.

İç hukukta herkesin son sığınağı ve bir diğer yönüyle tüketilen tüm hak arama yollarından sonra tüketilmesi gereken ve son çare olan Anayasa Mahkemesi kapısı önünde birikmiş hak arayışlarının sayısal çokluğunun en iyi çözümü ne olabilir?

OHAL kararnamelerini incelemeyen veya inceleyemeyen AYM somut temel hak ve özgürlüklerinin ihlali iddiaları ve olaylar karşısında OHAL Kararnamelerinden kaynaklanan hukuku veya hukuksuzluğu adalet terazisinde nasıl tartacak?

Anayasa mahkemesi Başkanının konuşmasından anlaşıldığına göre; ağır iş yükünü biraz olsun hafifletebilmek amacı da dâhil olmak üzere; “her konuda ilke kararı verilecek öncü dosyalar belirlenmiş” ve görüşü alınmak üzere Adalet Bakanlığına bildirilmiş durumda.

Açılış konuşmasında AYM Başkanı, Anayasa Mahkemesinde OHAL döneminde bireysel başvuru incelemesinin nasıl ve hangi ilkeler dikkate alınarak yapılabileceğine dair uluslararası hukuktaki durumun da incelendiği teknik hukuki çalışmaya aylar öncesinden başlandığına ve tamamlanmak üzere olduğuna değindi.

Hemen ardından AYM Başkanının konuşması içinde 685 sayılı KHK ile kurulan Komisyondan söz edildi…

Yanlış değerlendirmiyorsak; OHAL KHK’lerine dayanılarak hakkında işlem yapılanlar eğer Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşsa, galiba AYM ne karar verecek anlaşılabiliyor… Çünkü Sayın AYM Başkanı yapılan bireysel başvuruların çoğunluğunun OHAL KHK’leriyle gerçekleştirilmiş olan işlemlere karşı yapılan başvurular olduğuna değindi. Ardından Komisyonu olumlu karşılıyor ve şöyle söyledi: “685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameyle kurulan Komisyona OHAL KHK’leriyle doğrudan yapılan işlemlere karşı başvuru imkânının tanınması ve Komisyon kararlarına karşı yargı yolunun açık tutulması önemli bir gelişmedir”.

Bu durumda Anayasa Mahkemesine; olağanüstü hal kapsamında haklarında “başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin” Bireysel Başvurular; değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu’na veya Danıştay’a gönderilecek demektir.

Bu Komisyonun niteliğinin hukuka aykırı olduğu kanaatimizi saklı tutuyoruz. Oysa daha işin başındayız ve bu Komisyon kurulamadı bile! Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 23 Ocak 2017 günlü ve 29957 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Komisyonun ilk üyeleri, bu tarihten itibaren bir ay içinde seçilecekti, seçilemediler bile. Devlet yetkililerinin açıklamalarına göre Komisyon üyelerinin seçiminde “ince eleyip sık dokuduklarını”, üyelerin nitelikleri bakımından çok titiz davrandıklarını açıkladılar.

Geçici Madde hükümlerine göre; “Bu Kanun Hükmünde Kararname kapsamında Komisyon tarafından başvuruların alınmaya başlanacağı tarih, bu maddenin yayımlandığı tarihten itibaren altı ayı geçmemek üzere Başbakanlık tarafından ilan edilir.” Üç ay geçti bile ve henüz başvuruların hangi tarihten itibaren alınmaya başlanacağı tarih belli değil…

Diğer yandan eğer bu konuda idare mahkemelerinde devam eden davalar varsa ve ayrıca 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımlandığı tarihten önce açılmış olup da karar verilen dosyalarda Danıştay’a gönderilecek.

Anayasa Mahkemesinin “iş yükünü” azaltmak için bulduğu çarelerden biri acaba bu yol mudur? Mademki İnceleme Komisyonu kurulmuştur ve geçmişe yürürlü olarak başvurular Danıştay’a gönderilecektir; o halde aynı yöntem Bireysel Başvurular için de geçerli olacak mıdır?

OHAL kapsamında Anayasa Mahkemesine yapılan çok sayıdaki bireysel başvurunun konusu “tutuklama” kararları hakkındadır. Tutuklama tedbirlerine ilişkin başvuruların “makul bir süre içinde karara bağlanması” hedefleniyor… Ne diyebiliriz; sonuçta Yüksek Mahkeme “makul süre” diyor, lakin hukukun tutukluğu bir yana hapishaneler tutuklularla doldu, taşıyor ve artık yer yok… Kişi güvenliği ve özgürlüğünün tutuklu olduğu bir hukuk düzeninde; tutuklamanın adına “tedbir” deniliyor!

Nasıl tedbir alınırsa alınsın veya ne çözüm üretilirse üretilsin asıl olan adil yargılanma hakkı olduğuna göre “iş yükünün” ağırlığı altında ezilme tehlikesi ile karşı karşıya kalan hak arama özgürlüğünü sağlamakla yükümlü olan “Yüksek Mahkeme” kararları acaba adalet sağlayabilecek midir? Anayasa Mahkemesi kapısı önünde umutlanalım mı?

Yoksa düşünelim mi? Yüksek Mahkeme kararlarıyla OHAL hukukunu, “olağan hale” dönüştüren yeni bir hukuk yaratılırsa; olağanüstü hukukun olağanlaştırılmış hali kimin işine yarayabilir?