Yeni Adli Yıla Girerken – Toplumsal Hukuk

toplumsalhukuk mücadelesinin önümüzdeki süreç için hedefi;  hukuksuzluğa ve baskıya karşı daha cüretli bir şekilde kendisini, sözünü ve eylemini örgütlemek olmalıdır, olacaktır.

Avukat eylemleri, Kovid-19 pandemisi ve memleketin genel ahvali sebebiyle adıyla münazır olmayan bir şekilde geçen adli tatil sonrasında, oldukça hareketli ve zorlu bir sürece girmekteyiz. Bugün memleketin başta ekonomi olmak üzere her bakımdan krizli ve yönetilemez haliyle doğru orantılı olarak artmakta olan baskı iklimi, mesleğimizden/yargı alanından bağımsız değerlendirilemez durumdadır.

Hukuksuzluk ve Baskı Hayatın Her Alanı ile Temas Ediyor

Hukuksuzluk, sistemli bir şekilde hayatımızın her alanına sirayet etmiş durumda. Siyasal iktidar, hukuksuz uygulamaları ile kazanılmış her türlü hakka saldırılarını yoğunlaştırmaktadır.  

Gericilik ve laikliğe dönük saldırılar, bu süreçte daha da sistematik bir hal aldı. Kadın cinayetleri ve genel olarak kadın düşmanlığının doruğa ulaştığı bu süreçte, 6284 sayılı Kanun ve İstanbul Sözleşmesi tartışmaları ile birlikte kadınların yaşam hakkı ve bir bütün olarak söz söyleme iradesi yok edilmek istenmektedir.

Kayyım atamaları ile halkın iradesi tanınmayarak; demokratik her usul tasfiye edilmek istenmektedir. Derinleşen ekonomik kriz sebebiyle toplumsal muhalefetin her türlü öznesi, baskı ve saldırılar ile söz söyleyemez duruma getirilmek istenmektedir.

Polis şiddeti ve işkence gerçeği, artık gizlenemeyecek derecede gündelik hayatımızın ortasına girmiş durumdadır. Kovid-19 pandemisi bahane edilerek alınan önlemlerde usuli/kanuni hiçbir yönteme uyulmamakta; sözde salgın yönetimi ile sermayenin çıkarları için halk sağlığı hiçe sayılmaktadır. Sistemin çarkları dönsün diye salgın koşulları hiçe sayılarak ölüme gönderilen onlarca emekçi yanında, pandemi bahanesiyle toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı başta olmak üzere sokakta muhalefet etmek imkânı yok edilmek istenmektedir.

Yargı “Reformu”, Pandemi, Meslekte Piyasalaşma ve Baskı Süreci; Barolara Karşı Sistemli Bir Saldırıyla Devam Etmektedir

Türkiye’de mevcut yargı düzeni, AKP-MHP ittifakının hukuk-dışı uygulamalarından bağımsız değerlendirilemez durumda olup, muhalefet etme olanağı görülen her türlü özneyi bastırmak adına adeta bir “sopa” olarak kullanılmaktadır. Bugün memlekette hukuk düzeni, bir meslektaşımızın adil yargılanma talebiyle başladığı ölüm orucunda hayatını kaybettiği, bir meslektaşımızın ise hala ölüm orucunda olduğu, kanuni hiçbir gerekçe ya da güvence olmaksızın insanların özgürlüklerinden alıkonulduğu ve onlarca yıla varan hapis cezaları ile cezalandırıldığı bir duruma evrilmiştir.

Hukuksuzluk duruşma salonlarından, karakollardan, adliyelerden taşarak hayatın her alanına sirayet etmişken; hukuksuzluk karşısında durabilecek bağımsız ve özgür bir savunma çizgisinin varlığı hayati önem kazanmıştır. Bu sebeple siyasal iktidar, yargının kurucu unsurlarından olan savunma makamını tasfiye etmek amacıyla hızlı bir biçimde harekete geçmiştir. Keza siyasal iktidarın gündemi, yönetememe gerçeği karşısında muhalefet edebilecek her bir özneyi yok etmek amacına yönelmiş durumdadır.

Meşruiyetini yitirmiş ve siyasal iktidarın savunmaya yönelmiş saldırı faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi için biçilen rolü üstlenen TBB Başkanı Feyzioğlu, avukatların ve yargı düzenin sorunlarını çözeceğini iddia ettiği yargı reformu süreciyle birlikte savunmaya yönelik saldırıların işaret fişeğini yakmıştır. Avukatlar ve üye sayısı fazla olan barolar tarafından istifası istenerek başlatılan olağanüstü genel kurul çağrılarına hukuk-dışı bir şekilde karşılık veren Feyzioğlu, siyasal iktidarın yakın çalışma arkadaşı olarak kendisine verilen görevleri layıkıyla yerine getirmektedir.

Adalet Bakanlığı, Saray ve Metin Feyzioğlu arasında, avukatların bilgisi ve dâhili dışında kapalı kapılar ardında gerçekleştirilen faaliyetler sonucunda hayata geçirilmeye başlanan Yargı Reformu Strateji Belgesi, iddialarını gerçekleştirmek bir yana dursun; avukatların meslek örgütlerinin yok edilmesine giden bir süreçte ileri sürülen iddiaların ne kadar gerçek dışı olduğunu göstermiş oldu. Keza siyasal iktidarın takviminde hiçbir şekliyle daha demokratik olanı sağlayabilmek kaygısı olmadığı, memleketin malum hali karşısında açıktır.

Memlekette gerçekleşen derin ekonomik kriz, yönetememe krizi ve baskı iklimi; Kovid-19 pandemisi ile birleştikten sonra siyasal iktidar tarafından sistemli saldırıların artmasına da sebebiyet vermiştir. Piyasalaşan meslek sorununun çözümleri bir yana dursun, salgın sebebiyle avukatların “sözde” çözüleceği taahhüt edilen sorunları katmerlenerek artmıştır. İşten çıkarmalar, salgın sebebiyle dönüşen emek üretim şekilleri ile birlikte daha sistemleşen sömürü; avukatlık mesleğinin tam ortasında belirmiştir.

Hukuksuzluk memleketin her alanına sirayet etmiş iken savunma makamının bu sorunlarının, salgında dahi yüzbinlerce emekçinin hayatını sermaye lehine hiçe sayan köhnemiş siyasal iktidar tarafından çözülemeyeceği aşikârdır. Keza iktidar, içerisinde bulunduğu derin krizin çözülemez boyutlarının farkında olması sebebiyle demokratik faaliyetler değil; örgütlü her özne ve kurumun tasfiyesini kendisine hedef olarak koymaktadır.

Baroları, Savunmayı ve Muhalefeti Tasfiye Etmek Girişimi: “Çoklu Baro” Saldırısı

Laikliğe ve bir bütün olarak toplumsal yaşama saldırı mahiyetindeki gerici faaliyetler, siyasal iktidarın istikrarlı olarak sürdürdüğü bir eylem çizgisi olmuştur. Diyanet İşleri Başkanı tarafından başta LGBTİ+’ler olmak üzere toplumun çeşitli kesimlerini hedef alan gerici sözlere karşı Ankara Barosu’nun yapmış olduğu açıklama siyasal iktidar tarafından sistemli bir politik linç kampanyasına dönüştürülmüştür.

Ankara Barosu’nu aşarak bütün olarak baroları hedef alan bir kampanyaya dönüşen bu süreç, iktidarın her türden medya organı, yandaş yazarları ve trolleri tarafından, iktidara muhalif olduğu bilinen üye sayısı fazla baroların tasfiye edilmesi talebiyle sahiplenilmiştir. Cumhurbaşkanı tarafından baroların seçim sistemi ve yapısının değiştirileceği söylemiyle başlatılan süreç; delege yapısı, birden fazla baro kurulabilmesi, baroların seçim sisteminin tümden değiştirilmesi gibi söylemler ile desteklenerek sürdürülmüştür. En nihayetinde birden fazla baro kurulması ve delege yapısının değiştirilmesi talepleri ile hazırlanan bir taslak meydana gelmiş olup, bu süreçte barolar ya da avukatlar herhangi bir şekilde sürece dahil edilmemiştir.

Türkiye Barolar Birliği’nde “üye sayısı düşük” olan baroların etkinliğini delege usulünün değiştirilmesi suretiyle arttırarak daha demokratik bir işleyiş getireceğini iddia eden siyasal iktidar, üye sayısı fazla olup kendisine muhalefet edebilecek baroları tasfiye etmek istemiştir. Aynı şekilde baroların bir takım siyasal odakların güdümünde hareket ettiği iddiasına dayanarak, baroları “siyasi vesayetten kurtarmak” amacıyla birden fazla baro kurulabilmesini “meşrulaştırmak” çabasına girişmiştir.

Çeşitli bahaneler ile süreci meşrulaştırmak isteyen siyasal iktidar, avukatlar ve bir bütün olarak toplum nezdinde sürece ilişkin anlamlı bir destek bulamamış olup, avukatların karşı iradesine rağmen çoklu baro düzenlemesini meclise getirmiştir.

Saldırı Varsa Direniş Var: Savunma Susturulamaz

AKP-MHP blokunun yangından mal kaçırırcasına geçirmek istediği “Çoklu Baro Yasası”, avukatlardan ve savunma makamı ile dayanışma içerisinde olan kesimler tarafından çeşitli eylemlilikler ile karşılanmıştır.

Siyasal iktidarın takviminde yer alan her türlü hukuk-dışı faaliyeti dilediğince hayata geçiremeyeceğini göstermesi açısından kritik önemde olan bu süreç, çoklu baro yasası meclisten geçse bile iktidar tarafından meşru bir zemine oturtulamadı. Bu süreçte hemen hemen bütün baro başkanlarının dâhil olduğu bir savunma yürüyüşü başlatılarak, Avukatlık Kanunu’nda yapılmak istenen değişikliklere karşı Ankara’ya yürüyüş programı örgütlendi.

Ankara’ya ulaşan baro başkanlarının şehre girişlerinin engellenmesi sonucunda avukatlar ile birlikte şehre girişin sağlanması adına kararlılık gösterilerek 27 saatlik bir direniş süreci ilerletildi. Saatlerce kolluk personeli tarafından ablukada tutulan baro başkanları ve avukatlar, yoğun müdahalelere rağmen kararlı bir duruş sergileyerek yürüyüş iradesini sahiplenmiş; akabinde ise baro başkanlarının şehre girişi ile sürece dair ilk anlamlı direniş sonuç verdi.

Sürecin devamında ise eylemlilikler kısmi eksiklere rağmen sürdürülmüş olup, pandemi bahanesi ile yasaklanmak istense de Sıhhiye Adliyesi’nde toplanan Türkiye çapından avukatlar, meclise yürümek istedi. Meclis yürüyüşü kolluk tarafından şiddet kullanmak suretiyle engellense de avukatlar tarafından kararlı bir duruş sergilenmiş; Sıhhiye Adliyesi önünde komisyon görüşmeleri bitene kadar nöbet eylemi gerçekleştirildi.

Çoklu baro yasasının meclis genel kurulunda görüşülmeye başlandığı gün ise baro başkanları tarafından yapılan çağrı ile birlikte Kuğulu Park’ta toplanmak istenilmişti. Polis tarafından Kuğulu Park’ın içerisinde yer alan baro başkanları ile avukatlar arasına bariyer örülmüş, saatler süren müdahaleler ile avukatların alana girişi engellenmek istenmişti. Gece boyunca bölgede nöbet tutan avukat kitlesi ve baro başkanları, ertesi gün yürüyüş gerçekleştirmek iradesi ile polis barikatlarını aşmış; meclise dilekçelerini ulaştırmaları akabinde kitlesel bir şekilde Sıhhiye Adliyesi’ne yürüdüler. Barikatları aşan bu kitlesel yürüyüş, Ankara ve özellikle Kızılay özelinde de uzun süredir fiilen uygulanan eylem yasağını delmek anlamında önemli bir köşe taşı oldu.

Bu eylemlilik süreçleri içerisinde başta toplumsalhukukçu avukatlar olmak üzere önemli bir avukat kitlesi ve baro başkanları, koordinasyon ve örgütleme noktasında zaaflar olsa bile anlamlı bir direniş sergilemiş; siyasal iktidarın hukuksuz faaliyetlerini elini kolunu sallayarak gerçekleştiremeyeceğini sokaklarda direnerek bir fiil gösterdi.

Bugün Avukatlık Kanunu’nda yapılmak istenen değişiklikler meclisten geçerek yasalaşmış olup, AKP-MHP blokuna yakın kimi avukatlar tarafından yeni baro kurmak noktasında çeşitli girişimler mevcuttur. Ancak avukatların ve toplumsal dinamiklerin ortaya koyduğu tepki ve direnişin de gösterdiği üzere; bu girişimlerin ne avukatlar ne de toplumsal gerçeklik karşısında meşruiyeti mevcuttur. Bu bakımdan ortada siyasal iktidarın geçirmiş bulunduğu bir yasa değişikliği mevcut olsa bile meşru zemine oturmuş herhangi bir zaferin varlığından söz edilemeyecektir. Tam olarak bu sebeple mücadele henüz bitmiş olmayıp, asıl şimdi mücadelenin en çetin kısmı başlamaktadır.

Kendimizi, Sözümüzü ve Eylemimizi Örgütlemek İçin Parolamız: Yeni Adli Yılda da Mücadeleye Devam!

Avukatların iradesini yok saymak isteyen ve hukuksuzluğu baki kılmak isteyen iktidara karşı cevap, sokaklarda saatlerce direnilerek verildi.

Bir yandan memlekette gerçekleştirilen hukuksuz faaliyetler her bir yurttaş gibi bizlerden ve mesleğimizden azade olmaksızın devam etmektedir; bir yandan siyasal iktidara yakın pozisyonda yer alan avukatlarca yeni baro kurulması yönünde çalışmalar sürdürülmektedir.

Bugün hayal ettiğimiz meslek ve hayal ettiğimiz meslek örgütünün gerçeklerini karşılayan bir düzen içerisinde yer almadığımız açıktır. Bu bakımdan beklentilerimiz için mücadele hattımızı kurmak irademiz baki olmak üzere meslek örgütlerimizi bölmek isteyen anlayışın karşısında yer alıyoruz.

Gelişen eylem süreçleri ve direnişler hem bir bütün olarak toplumsal muhalefet hem de biz toplumsalhukukçular için anlamlı veriler içermektedir. İlk olarak avukatların sergilediği direnişin çeşitli ayaklarında bir bütün olarak toplumdan görülen olumlu tepkiler ve destek; muhalefetin içerisinde yer aldığı süreçten direnmek ve dayanışmak gerçekleriyle çıkılabileceğine ilişkin ışığı göstermiştir. Hukuksuzluk karşısında büyüyen bir muhalefet dinamizmi varken, yapılması gereken bu dinamik anlayışla birlikte dayanışmayı ve mücadeleyi büyütmektir. İkinci olarak avukatların sergilediği direniş göstermiştir ki; savunma makamı yalnızca adliye koridorlarına, karakollara, duruşma salonlarına sığmamaktadır. Hukuksuzluk mesleğimizin tam olarak varlığına yöneldiği oranda; hukuk mücadelesi de aynı meşruiyetle sokaklarda ve barikatlarda hukuksuzluğa karşı-tepkisini koymaktadır.

Bu süreçler, her yurttaş gibi biz avukatlar için de öğretici ve yol gösterici olmuştur. Ortaya çıkan direniş süreci ve verilen fiili meşru mücadele, hukuk mücadelesi ve toplumsalhukuk kavgasının her alanda kararlı bir şekilde sürdürülmesi gerektiğinin en açık göstergesidir. Hukuksuzluğa karşı mücadele etmek adına muhalefet olanaklarını örgütlemek önümüzde yakıcı bir görev olarak durmaktadır. Siyasal iktidarın yönetememe krizi ile birlikte katmerlenen baskı pratikleri, direnmek gerçeğini ortaya koyduğu gibi her birimiz için yeni imkân, görev ve hedefleri işaret ediyor. Bu adli yıl için toplumsalhukuk mücadelesi, yalnızca baskıları karşılayan değil; karşıladığı baskılara karşı yargı alanının yeni sözünü ve eylemini üretebilen bir çizgiyi örgütlemelidir.

Hukuksuzluğa karşı aktif bir mücadele sergileyebilen hukuk örgütünün varlığının gerekliliği, sınırlı ancak anlamlı bir kitle ile direniş sürecine yaptığımız büyük katkı neticesinde daha da açığa çıkmaktadır. Hukuksuzluğa karşı hukuk, baskıya karşı meşru mücadele araçlarını örgütlemek için daha politik bir çizgiyi inşa etmeli; özgün bir çizgi için sözümüzü ve eylemimizi örgütleyebilmeliyiz. Asıl mücadele şimdi başlıyor ise sözümüz: yeni adli yılda da #MücadeleyeDevam olacaktır.

Toplumsal Hukuk