Varlık fonu mu? Borç bulma fonu mu? – Av. Ayhan Erdoğan

 

Bireyler kendi kurdukları şirkette kendi ortaklarını denetlemeye yönelik düzenlemeler yaparken ve devlet şahısların şirketlerini kılı kırk yararak denetlerken kamu mallarının bir elde toplandığı ve bütçe dışına çıkarılarak denetimsiz bırakıldığı bir düzenlemenin bir hukuk devleti  kavramı içinde yer alması mümkün değildir

İktidar tarafından kamuoyuna ‘Varlık Fonu’ olarak sunulan düzenleme, esasen Özelleştirme idaresinin blok satışlarla satamadıklarının iktidar tarafından borçlanma amacıyla denetimsiz satışını organize eden bir düzenleme olup tam adı Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketi’nin dünya emsallerindekileri Fonlarla amaçları yönünden örtüşmemektedir.

Yasa İle Kurulan Fon’a Acil KHK Müdahalesi

26 Ağustos 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 6741 Sayılı Yasayla kurulan Fon’un gündeme gelmesinin esas sebebi, geçtiğimiz haftalarda çıkartılan KHK ile Ziraat Bankası, BOTAŞ, TPAO, PTT, TÜRKSAT, Borsa İstanbul, Türk Telekom, Eti Maden, Çaykur, THY ve Halkbank’ın da Fon’a devredilmesidir. Savunma Sanayi Destekleme Fonu’ndan 3 milyar Türk Lirasını (eski parayla 3 katrilyon) 3 ay sonra geri ödenmek kaydıyla Varlık Fonu’na devretmesi bu şirketlerdeki hisselerle yetinmeyen İktidarın acil para ihtiyacını ifade etmekten başkaca bir anlam taşımamaktadır.  Not düşerek devam etmekte yarar bulunmaktadır: Sıranın İşsizlik Sigortası Fonu’na geleceği açıktır. Zira yıl sonu itibariyle 100 milyar Türk Lirasını aşan tutarda para mevcudiyeti İktidarın gözünü dikmesi için yeterlidir.

Sihirli Çubukla Gelen Denetimsizlik

Fon 50 Milyon TL sermaye ile kurulmuş olup 5 kişi tarafından yönetileceği düzenlenmiştir. Fon’un bütçesi ile Fona devredilen iştirak ya da malların bütçeleri haliyle ayrı olacaktır. Ancak burada önemli olan husus şudur: Fon, özel hukuk hükümlerine tabi ama Başbakanlık’a bağlı olacak, kurulur kurulmaz Ticaret Sicili’ne tescil edilmiş sayılacak, Kurumlar Vergisi’ne tabi olmayacak, tahvil ihraç edecek, repo-ters repo yapacak, gayrimenkul sertifikaları çıkaracak, yabancı şirketlerin yatırımlarına ortak olacak, Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi olmayacaktır.  Her düzeyde yüzlerce çalışan istihdam edecek, Devlet Memurları Kanunu’na tabi olmayacak, ihaleler açacak, milyonluk alımlar yapacak, ihale mevzuatına tabi olmayacaktır. Otoyol, Kanal İstanbul, 3. köprü, 3. havalimanı, Akkuyu Nükleer Santrali’ne finansman sağlayacak,  Sayıştay denetimine tabi olmayacaktır.

Fon, sadece dış denetim şirketinin denetimine tabi olacak. Bu denetim şirketinin denetimi Fon’a katılan değerlerin uygun fiyata karşılıklarını bularak kullanılması olmayacak.  Zira yasanın amacı zaten bu denetim dışına çıkmak.

Yasa gerekçesinin 3. sayfasında her ne kadar “…Sürdürülebilir büyüme ve finansal kalkınmayı sağlamak üzere son on yıllık süreçte Körfez Ülkeleri, Norveç ve ABD’nin yanı sıra Çin Halk Cumhuriyeti , Rusya, Singapur gibi gelişmiş ülkelerde Ulusal Varlık Fonu (UVF)modeli öne çıkmaktadır. Ülkemiz G-20 Ülkeleri içinde Ulusal Varlık Fonu olmayan tek ülkedir…” açıklamasına yer verse de Varlık Fonu bütçe veya emtia fazlasının yurt dışında nemalandırılması amacıyla kurulur. Oysa bizde kurulan ‘Varlık Fonu’ bütçe ya da emtia fazlası olmayıp doğrudan kamu mallarının borç bulmak için rehin edilmesidir.  Kanun gerekçesinde yer verilen Çin’in Varlık Fonu dünya piyasalarında sürekli satın almalara tanık olmamıza neden olacak kadar devasa boyuttadır. Körfez ülkelerin veya Rusya Ulusal Varlık Fonu petrol ve doğalgaz kaynaklarının gelirlerini değerlendirmeye yönelik iken Norveç Ulusal Varlık Fonu bütçe fazlası olarak değerlendirmeye konu miktarının 800 Milyar Doları aştığı söylenmektedir. Bütün bu Fonlar bütçe fazlası değerlerin ya da sürekli akarı olan emtiaların gelecek nesillere yönelik yatırım amaçlı değerlendirmeye yöneliktir. İktidarın kurduğu Varlık Fonu’nun amacının ne olduğuna ve kaynaklarına bakacak olursak dünyadaki örnekleriyle ilgisinin bulunmadığını görürüz.

6741 Sayılı yasayla kurulan Fon’un bütçe fazlasını değerlendirmeye yönelik olmadığı herkesin malumudur. Zira bütçe açık verme konusunda dünya rekorlarını kırmaktadır. Ülkemizde petrolde bulunmadı. O halde bizde bu Fon neden kuruldu? Cevabı basittir, borç bulmak. Bu borcu bulurken hiçbir denetime tabi olmamak hiç kimseye hesap vermemek. Dolayısıyla Fon bu yönüyle çeşitli suiistimallere açık hale getirilmiş oluyor.

Fon gerçekten bir emtianın ya da bütçe fazlasının değerlendirilmesine yönelik olsaydı öncelikle nakit olurdu. Bu nakit yurtdışından çeşitli yatırımlara dönerek ülke içindeki dengeleri bozmaması için kullanılırdı. Oysa kurulan Fon’a Özelleştirme İdaresindeki şirketlerle kamuya ait ticari işletmeler katıldı. Peki bu Fon bunlarla ne yapabilir? Büyük ihtimal bu şirketlerin gelirlerini pazarlayacaklardır. Köprü’de bunu yapmışlardı. Benzer şekilde Fon’a katılan şirketlerin gelirlerini pazarlayacaklardır. Bunun anlamı ise Fon, Sermaye Piyasalarında menkul işlemleri yapacak alım ve satımlarda bulunacaktır.

Fon’un tahvil ihracı ya da sermaye piyasası işlemleri yapacak olması ve SPK denetimine tabi olmaması çeşitli tahvil ihraçlarında piyasada Insider trading içeriden bilgilenme olarak bilinen ve Sermaye Piyasası Kanunu’nun 47/A-1 maddesinde cezalandırılması düzenlenmiş olan fiilinde denetimini devre dışı bırakmaktadır.  Sermaye piyasalarında daha önce de denenmiş kamu şirketleriyle derinlik kazanma operasyonlarının suistimaller yarattığı bilinmektedir. Bu nedenle SPK denetimi şarttır.

Fon’a alakasız bir şekilde üzerinde büyük otellerin bulunduğu 49 yıllığına kiralanan turizm bölgelerindeki kıymetli arazilerin devredilmesi ile bu kupon arazilerin pazarlanma ihtimalini gündeme getirmektedir. Fon’un hiçbir denetime tabi olmamasıyla bu arazilerin üç otuz paraya satılması durumunda bu durumu bilgi edinme yoluyla bile öğrenememe ihtimalimiz bulunmaktadır.

Fon’un kuruluş yasası gereği, stratejik önemi olan BOTAŞ, TPAO, TÜRKSAT gibi kuruluşlarımızın satılıp, yurtdışında boru hatlarına veya yabancı bankerle ortaklaşa yabancı menkul kıymetlere denetimsiz yatırım yapılmasını mümkün kılmaktadır. Bu kuruluşların satılması ya da elde edilen gelirin başkaca menkullere yatırılması Fon’un yönetimindeki beş kişinin ve onların da bağlı bulunduğu şimdiki aşamada Başbakan’ın, Anayasa Referandumunda “Evet” çıkarsa Başkan’ın denetimsiz tek başına yapabileceği işlemlerden olacaktır.

Bütçe içinden çıkartılan bu ticari işletmelerin, arazilerin ve Savunma Sanayi Destekleme Fonu’ndan aktarılan 3 milyar Türk Lirası’nın bir başlangıç olduğu ve gerek Sayıştay gerekse Bütçe dışına çıkartılmada başlangıç olduğu bilinmelidir. Yakında İşsizlik Sigorta Fonu’ndaki değerlerin Varlık Fonu’na aktarılması gündeme gelebilir.

Fon, şimdilik Başbakana bağlı olmakla birlikte gündemdeki Anayasa değişikliği sonucu Başbakan’ın yerini Başkan’ın alacağı düzenlemenin zorunlu sonucudur.

Velhasıl Anayasa oylaması kamu kurumları kurmaya- kaldırmaya, bakanları atamaya, yüksek yargı ve Anayasa Mahkemesi üyelerini seçmeye tek adamı yetkilendirmekle kalmıyor. Bütçenin kabul edilmemesi halinde belli bir oranla önceki yılın bütçesiyle Başkan yönetimini devam ettiren hükmünde esasen bu Fonla anlamı kalmamaktadır. Bütçede iyi kötü bir Sayıştay ve Meclis denetiminden bahsedebilirdik. İşe yarar ne varsa Fon’a aktarılırsa Başkan bu Fon’u kimseye hesap vermeden ve hiçbir kanuna tabi olmaksızın yönetecek.

Fon düzenlenirken sadece özel hukuk hükümlerine tabi olmak dışında hiçbir denetime imkan vermeyen bir içerikte hazırlanmış olması ile Yasa’nın gerekçesinde “… Söz konusu Fonlar ile kalkınmanın lokomotifi olan reel sektör yatırımlarına, stratejik sektör, şirket ve projelere uzun vadeli kaynak sağlanması yoluyla kalkınmanın hızlandırılması, ekonomide sürdürebilir büyüme oranlarını yakalanması ve ekonomik istikrarın sağlanması amaçlanmaktadır…” yer alan bu değerlendirmenin hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.

Bu düzenleme “paralel hazine” kurmanın başka bir adıdır.

Bu paralel hazine, ülkemizde Osmanlı döneminde çokça kurulmuş ve Osmanlı’nın batma döneminde bu birden fazla hazinenin olumsuz etkileri yüzünden tekrar birleştirilmiştir. III. Selim’in padişahlığı sırasında 1793 yılında İrad‑ı Cedid Hazinesi kurulmuş devamında bunu Tersane Hazinesi ve Zahire Hazinesi izlemiştir. Mukataat Hazinesi, Mansure Hazinesi, Redif Hazinesi, Darphane Hazinesi ve Maliye Hazinesi ve benzeri hazineler kurulmuştur. 1839 yılında tek ve merkezi Hazine sistemine geri dönülmüştür (Mahfi Eğilmez, Hazine, Remzi Kitabevi, 10. Basım, 2012).

Bu hazinelerin kurulmasında birçok vezir ve sadrazam başı çekmiş ve Avrupalı bankerlerden bu hazineler konu edilen borçlanmalarda ciddi yolsuzluklar olmuştur. Bu nedenle Cumhuriyet dönemi borçlanmaları sıkı bir denetime tabi tutulmuştur.

Dünyadaki Ulusal Varlık Fonları, varlıklarını değerlendirmeye yönelik alacak işlemleri yapmak için kurulmuştur. 6741 Sayılı Yasa ile kurulan Türkiye Varlık Fonu Anonim Şirketi ise ülke varlıklarının satılmasının ya da borçlanma karşılığı adeta rehnedilmesini düzenlemektedir.  Dolayısıyla cari fazlalık ya da emtia kıymetlendirmesi olmayıp kamu malları üzerinden perakende borçlanma şeklinde bir düzenleme içermesi sebebiyle bu Fon’un dünyadaki emsal isimdeki fonlarla sadece ad olarak benzerlik taşıdığı içerik olarak bir tek Zimbabve ile benzer olduğunu söylemek mümkündür.

Kamu malları ülke yurttaşlarının ortak değeri olup hesap verilebilir bir işletme isteme hakkımız olduğunu söylemek gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin Varlık Fonu ile hala bir karar varmamış olması sonrasında düzenlenen KHK ile aynı paralelde hukuka aykırı olduğunu ve CHP’nin başvurusunun şimdilik kabul görmediğini ifade etmek gerekmektedir.

Bireyler kendi kurdukları şirkette kendi ortaklarını denetlemeye yönelik düzenlemeler yaparken ve devlet şahısların şirketlerini kılı kırk yararak denetlerken kamu mallarının bir elde toplandığı ve bütçe dışına çıkarılarak denetimsiz bırakıldığı bir düzenlemenin bir hukuk devleti  kavramı içinde yer alması mümkün değildir.

İşsizlik Sigortası Fonu’ndaki 100 Milyar lira iktidarın referandum sonrası ilk el atacağı birikim olacaktır. İşçiler paralarına sahip çıkar mı dersiniz? Bekleyip göreceğiz.  Son olarak Osmanlı Hazine yönetim tarihi ile Düyun-u Umumiye tarihini okumakta yarar olduğunu söylemeliyiz.