Uluslararası Af Örgütü; OHAL Türkiyesi’nde “gelecek karanlık”

Uluslararası Af Örgütü (Amnesty Internatıonal), OHAL kapsamında ihraç edilen kamu görevlileriyle ilgili bir insan hakları raporu yayımladı

Uluslararası Af Örgütü tarafından, OHAL kapsamında ihraç edilen kamu görevlileri ile ilgili yayımlanan “Gelecek Karanlık-Türkiye’de ihraç edilen kamu çalışanlarına yönelik sonu gelmeyen baskılar” adlı raporda, söz konusu ihraçlarla ağır insan hakları ihlallerine ve mağduriyetlere yol açıldığı vurgulandı.

İhraçların ana hedefinin FETÖ örgütü mensupları olmaktan çıkıp, geniş bir muhalif kesime yöneldiğinin dile getirildiği raporda; ihraçların geniş kapsamlı bir şekilde gerçekleştirilmiş olması, meslekten çıkarılan kişiler arasında sendika temsilcileri, siyasi aktivistler, insan hakları aktivistleri gibi hükümeti eleştirdikleri bilinen kimselerin yer alması ve 120’den fazla gazetecinin tutuklu yargılanmak üzere cezaevine konulmaları da dâhil olmak üzere muhalefete yönelik geniş kapsamlı baskıların bulunması, ihraçların çok büyük bir kısmının keyfi, adaletsiz ve/veya siyasi saiklerle yapıldığına dair endişeleri artırdığı ifade edildi.

Raporun özet sunumu şöyle;

15 Temmuz 2016 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki bazı unsurlar şiddet içeren bir darbe girişiminde bulunarak Meclis’i ve diğer devlet ve sivil altyapıyı bombaladılar. Yaşanan şiddet dolu gecenin sonunda ise 200’den fazla insan hayatını kaybetmiş ve 2000’den fazla kişi de yaralanmıştı. Hükümet, 20 Temmuz 2016’da, darbe girişiminden kaynaklanan ulusal güvenlik tehditlerine karşı bir önlem olarak açıkladığı olağanüstü hali ilan etti. İlk üç aylık dönemin ardından ise olağanüstü halin kapsamı “terör örgütleriyle mücadele etmek” şeklinde genişletildi ve olağanüstü hal üç kez daha uzatıldı. Mevcut olağanüstü hal, takvime göre 19 Temmuz 2017’de, yani olağan üstü halin ilk kez ilan edildiği tarihten bir sene sonra, sona erecek. Hükümetin olağanüstü hal kapsamında, Meclis’in ya da mahkemelerin denetimi dışında kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi bulunuyor. Hükümet, şimdiye dek bu kanun hükmünde kararnameleri, sivil toplum örgütleri ve diğer kuruluşların kapatılmasından, kamu görevindekilerin toplu bir şekilde ihraç edilmesine ve hatta araç sahiplerine kışın kar lastiği kullanımının yasal olarak zorunlu tutulmasına dek her şey için kullandı. Bu rapor, kanun hükmünde kararnameler kapsamında görevlerinden keyfi bir biçimde ihraç edilen 100 binden fazla kamu çalışanına odaklanıyor. İhraç edilenler arasında silahlı kuvvetler mensupları, polis memurları, öğretmenler, doktorlar, akademisyenler ve merkezi ve yerel yönetimlerin her kademesinde çalışan kişiler yer alıyor. Bu ihraçların ana hedefini, hükümet tarafından darbe girişiminden sorumlu tutulan ve “Fethullahçı Terör Örgütü” (FETÖ) olarak adlandırılan Gülen hareketinin başında bulunan Fethullah Gülen’in destekçileri olduğuna inanılan kişiler oluşturuyor. Ancak, bu uygulamaların fiiliyatta çok daha geniş bir grubu hedef aldığı oldukça aşikâr. Uluslararası Af Örgütü’nün görüştüğü ihraç edilen kişiler, terör ya da diğer suç teşkil eden fiillerle bağlantıları oldukları yönündeki iddiaları reddediyorlar. Görüşmeciler, Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) hükümetine yönelik muhalif tutum sergilediklerinden ya da böyle bir tutum içinde olduklarına inanılmasından dolayı veya başka hukuksuz nedenlerden ötürü hedef alındıklarını ileri sürüyorlar. İhraç edilen kişilerden hiçbirine, sorumlu oldukları iddia edilen suçlara ilişkin olarak herhangi bir kanıt sunulmadığından, yaşanan ihraçların kişilere özgü nedenlerini değerlendirebilmek şimdilik imkânsız görünüyor. Kanun hükmünde kararnameler de, kararnamelere ekli listelerde isimlerine yer verilen kişilerin tamamının “terör örgütüyle aidiyeti, iltisakı ya da irtibatı” bulunduğu şeklinde genel bir gerekçe sunmakla yetiniyor. Dahası, ilgili kamu kurumları da ihraçlara ilişkin herhangi bir bireysel gerekçeyi ihraç edilen kişilere sunmadı. İhraç edilmelerinin üzerinden geçen aylar içinde, ihraç edilen kişiler de meslekten çıkarılmalarına neden olan bireysel gerekçelere ulaşabilmiş değiller. İhraçların geniş kapsamlı bir şekilde gerçekleştirilmiş olması, meslekten çıkarılan kişiler arasında sendika temsilcilerinin, siyasi aktivistlerin, insan hakları aktivistlerinin ve toplumun muhafazakâr kesiminde yer alıp hükümeti eleştirdikleri bilinen kimselerin yer alması ve 2016 tarihli darbe girişimin ardından 120’den fazla gazetecinin tutuklu yargılanmak üzere cezaevine konulmaları da dâhil olmak üzere muhalefete yönelik geniş kapsamlı baskıların bulunması, ihraçların çok büyük bir kısmının keyfi, adaletsiz ve/veya siyasi saiklerle yapıldığına dair endişeleri artırıyor. İhraçların, mesleklerinden çıkarılan kişiler ile bu kişilerin aileleri üzerinde yıkıcı etkilere neden olabileceğine hiç kuşku yok. Nitekim kamu çalışanları yalnızca işlerini kaybetmekle kalmayıp, ama aynı zamanda kamu hizmetinden de men edildiler. Türkiye’de kamu hizmeti kavramının geniş bir şekilde tanımlandığı göz önünde bulundurulduğunda ise bu durum, ihraç edilen kişilerin seçtikleri meslekleri icra etmeye devam etmekten alıkonulmaları anlamına geliyor. Kanun hükmünde kararnamelerce “terörist” olarak yaftalanmış olmanın beraberinde getirdiği damgalanmadan ötürü ihraç edilenlerin birçoğu da başka bir iş bulamadı. Bazıları da aileleriyle birlikte, işlerine bağlı konut ve sağlık hizmeti desteklerini kaybettiler. Türkiye’de geçimlerini idame ettiremeyen bu kişilerin pasaportları da kanun hükmünde kararnameler uyarınca iptal edildiği için, ihraç edilen kişiler yurtdışında da iş arayamıyorlar.

Raporun tam metnine ulaşmak için tıklayınız

toplumsalhukuk