Suriyeli sığınmacılar ve hukuki düzenlemeler – Av. Gülsüm Karacan

Suriyeli sığınmacıların hak ve hukukuna dair azımsanmayacak bir mevzuat düzenlemesine gidildiğini görüyoruz. Ancak gerçek hayat, bu insanların ölümü göze alarak güvenliksiz can yelekleri ve botlarla suyun öte yanına geçme kararlılığı kadar net ve ağır.

Türkiye’de mültecilik konusu son yıllarda Afganistan, Afrika, Irak’tan gelen mültecilerle epey konuşulmuş ancak 2011 yılında Suriye’den gelen kitlesel göçlerle ülke gündemine oturmuştur. Bu yazıda özellikle Suriyeli mülteciler ve onların hukuki statüleri, eğitim, sağlık, barınma ve çalışma hakları  konu edilecektir.

Savaşın yakıcılığı ve yok ediciliğinden kaçan milyonlarca Suriyeli Türkiye-Suriye sınırını zorlamış ve kısa aralıklarla zorunlu kitlesel geçişler gerçekleşmiştir. İktidar Suriye’de yaşanan bu savaşta yanlış öngörü ve iddialarda bulunmuş, geçici olduğunu düşündüğü milyonlara başlangıçta hukuki bir düzenleme gereği duymamış, bugün ise 3 milyonun kalıcılığıyla ve entegrasyonu gerçeğiyle yüz yüze kalmıştır.

Mültecilik statüsü

Savaştan kaçan insanların başka bir ülkeye zorunlu olarak sığınması ve orada koruma istemesinin hukuki tanımı “mültecilik” olmasına rağmen Türkiye başından beri ve durum tüm somutluğuyla netleşmesine rağmen hala bu insanlara mültecilik statüsü vermemiştir. 1951 Cenevre Sözleşmesi ile mültecilik statüsünü coğrafi sınırlama ile kabul eden ve bu statüyü yalnızca Avrupa’dan gelenlere vereceğini belirten Türkiye, bu sınırlamasını bugün de değiştirmemiştir. Bu sebeple Doğu, Ortadoğu, Afrika vb. Avrupa dışı bölgelerden gelenler mülteci statüsünde değerlendirilmemekte, bunlara “geçici koruma” verildiğinden bahsedilmektedir.

Suriye’den gelen bu kitlesel akışın ardından Nisan 2012’de Başbakanlık tarafından yayınlanan genelgede sığınmacıların “geçici koruma” altında olduğu, “sığınmacı” olarak kabul edildiği, bu insanların sınırdan giriş ve çıkışlarına izin verileceği, her türlü insani ihtiyaçları ve güvenliklerinin sağlanacağı belirtilmiştir. Bir korumadan bahsediliyor olsa da burada haklara dair bir bilgi yer almamaktadır. Suriyeli mültecilerin gelmesinden sonra oluşturulan ve kısmi olsa da hakları düzenleyen en kapsamlı hukuki çalışma, 4 Nisan 2013 tarihinde kabul edilen 6468 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’dur. Bu yasaya göre oluşturulan Geçici Koruma Yönetmeliği de ikincil nitelikte önemli bir düzenlemedir. 6468 sayılı yasaya göre, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü kurulmuş, kampların kurulması ve işletilmesinden geçici korumanın başlatılması, devamı ve sonlandırılmasına dek bu müdürlük yetkili ve görevli kılınmıştır.

Sınırdan geçiş, kayıt ve kimlik

Geçici Koruma Yönetmeliği, geçici koruma kapsamındaki yabancılara Türkiye’deki yasal ve sosyal işlerini yürütmeleri için geçici koruma kimlik belgesi verilmesini öngörüyor. Sağlık, eğitim, iş ile ilgili herhangi bir hakkın kullanılması kayıtlı olmaya, geçici kimlik belgesine sahip olmaya bağlanmasına rağmen azımsanmayacak sayıda Suriyelinin kayıtsız ve kimliksiz olduğu da bir gerçektir. Kayıtsız ve kimliksiz olmayı tercih etmelerinin sebeplerine bakıldığında kiminde bu bilgilerin Suriye’ye gönderileceği korkusuna rastlanılmakta, kiminde ise Avrupa’ya geçme hayallerine bu kimliklerin engel olacağı korkusu yer almaktadır.

Barınma

Mülteciliğin aksine geçici koruma statüsünde devlet, kamplar dışında barınma imkanı sağlamamakta. Mevzuat, valiliklerin kamp dışında yaşayan Suriyelilere barınma imkanı sağlamalarına olanak veriyor ancak onlara böyle bir yükümlülük yüklemiyor. Kamplarda kalmak istemeyen Suriyeliler, bu sefer de kentlerdeki dışlama, ayrımcılık, yabancılara karşı kötü muamele, yüksek kira tehdidi ile karşı karşıya kalmakta. Bu sebeple binlercesi harabe yapılarda, sağlıksız, hijyenden, havalandırmadan, ısınmadan uzak, kalabalık olarak yaşadıkları fiziki koşullarda kalmakta.

Sağlık

Geçici Koruma Yönetmeliği’ne göre Suriyeliler diğer sığınmacılara göre avantajlı bir statüye sahip. Ücretsiz olarak sağlık hizmetlerinden yararlanmaları kayıt olmaları ve geçici kimlik belgesine sahip olmalarına bağlı olarak mümkün. Ancak somut olarak yaşanan olaylarda bu hizmeti almaları bölgeye, ile, ilçeye, hastaneye, hatta hastanedeki doktor ve sağlık hizmetlisine bağlı olarak değişiyor. Özellikle dil bilmeme, tercüman ve sağlık görevlisi açığı, Suriyelilerin sağlık hizmetlerine erişme konusunda bilgilendirilmemiş olmaları  sağlık alanındaki en temel görünen sorun.

Eğitim

Türkiye, uyruğu ne olursa olsun tüm çocukların eğitim hakkı olduğunu savunan Çocuk Hakları Bildirgesi’nin imzacısı. Suriyeli mültecilerin eğitim hakkına erişimi de Geçici Koruma Yönetmeliği’nde düzenlenmiş ve imkan verilmiş görülüyor. Eğitim hakkına dair Yabancılara Yönelik Eğitme ve Öğretme Hizmetleri Genelgesi de bir başka mevzuat. Genelgede kayıtlı Suriyeli çocukların MEB’e bağlı okullarda ve Suriyelilere yönelik olarak oluşturulmuş Geçici Eğitim Merkezleri’nde eğitim alabilecekleri, bu konuda il ve ilçe Eğitim Komisyonları kurulacağı vurgulanıyor. Mevzuatta yapılan bu düzenlemeye rağmen Suriyeli çocuklardan çok azının eğitime ulaşabildiği görülüyor. Eğitime ulaşabilenler açısından da dil en temel problem olarak yaşanıyor.

Çalışma

Suriyeli sığınmacılar çalışma yaşamında kayıtdışı, sigortasız, çok düşük ücretlerle çalışıyor. Yakın zamanda, 11 Ocak 2016’da yürürlüğe giren Türkiye’de geçici koruma sağlanan yabancıların çalıştırılmasına düzenleyen yönetmeliğe göre Suriyeli sığınmacılar, geçici koruma kimliği almasından 6 ay sonra çalışma izni alabilecek. Düzenlemeye göre, işyerindeki yabancı işçi sayısı %10’u geçmeyecek. Bu kota mevsimlik tarım ve hayvancılık işlerinde uygulanmayacak. Bu şekilde çalıştırılacak sığınmacılara verilecek ücret de asgari ücretin altında olamayacak.

Mevzuat bu haliyle olumlu bir düzenleme olarak görülse de somut olarak çalışma yaşamında kendi vatandaşlarının dahi kayıtdışı, sigortasız ve düşük ücretle çalıştırıldığı Türkiye’de sığınmacıların bu anlamdaki emek sömürüsünün devam edeceği, kayıtdışı uygulamalarla işe, düşük de olsa bir ücrete mecbur olan sığınmacıların sömürüsüne devam edileceği aşikardır.

Gelinen noktada Suriyeli sığınmacıların hak ve hukukuna dair azımsanmayacak bir mevzuat düzenlemesine gidildiğini görüyoruz. Ancak gerçek hayat, savaştan kaçan ve Türkiye’de bir gelecek ihtimali görmeyen bu insanların ölümü göze alarak güvenliksiz can yelekleri ve botlarla suyun öte yanına geçme kararlılığı kadar net ve ağır.

Av. Gülsüm KARACAN

 

Bu yazı, 25.01.2016 tarihinde Sendika.org sitesinde yayımlanmış ve oradan alınmıştır.