Soma’nın altı üstü sömürü cehennemi (Avukat gözüyle Soma ) – Av.Deniz Özbilgin Av. Sercan Aran

Soma’ya girerken bizleri Akhisar yolunda felaketten birkaç ay önce inşa edilmiş gösterişli AFAD merkezi karşılıyor. Merkezin inşası 28 Ocak 2014’te tamamlanmış, sanki felaketi önceden sezinlemişçesine, sanki mesele geliyorum diyen facia için afet merkezi kuramamış gibi…

Yola devam ederken rüzgar tribünlerine rastlıyoruz. Alternatif enerji kaynakları keşfedilmiş ancak insan ve çevre sağlığına zararlı termik kaynaklar yerine yenilenebilir enerji kaynaklarının çoğaltılması akla çok geç gelmiş…

Onlarca polisin yan yana oturduğu, önlerinden bir simitçinin geçtiği ve altında “Bazen onurlu bir hayat gözlerinin önünden geçip gider” yazan kareyi hatırlarsınız. Bu tablo da “Bazen alternatif bir enerji kaynağı gözünün önündedir, ancak hala yanlışta ısrar edilir” dedirtiyor.

Yolculuğa devam ediyoruz, şoförümüzle sohbet ediyoruz. “Ne oldu” diyorum; “Ölen öldü, ağlayanlar geride kaldı” diyor. “Bu kömür neden üretim zorlamasıyla bu kadar çok çıkartılıyor?” diye soruyorum; “Tayyip amcanın dağıttığı kömürler nereden geliyor zannediyorsunuz” diyor.

“Kömür madenlerinin kapatılmasına ne diyorsunuz?” diyorum; “Soma’da altı bine yakın insan çalışıyor burada. Soma’nın yerlisi yok, ya Kütahya’dan göçmüşler ya Zonguldak’tan. Bu insanlar şimdi aç, ocaklar açılmazsa göçler başlar yakında” diyor ve ekliyor; “Kış olsaydı kömür ocakları katiyen kapatılmazdı, şimdi sezonu değil de kapattılar, hepsi göz boyamak için kışa açacaklar” diye konuşuluyor…

Soma’ya vardığımızda bilgilendirilmemiş, işverenden kalanı her neyse o da mevcut sendika tarafından sömürülmüş, haklarından bihaber bir işçi ordusu karşıladı bizi. İşçiler; “Fazla mesai yaptırılıyor ama ücretlerini vermiyorlar” diyor. Sendikaya gitmediniz mi diyorum; “Gidiyoruz da sendikanın maaşlı avukatı bizden 50 TL danışma ücreti alıyor” diyorlar. Dava açtı mı sendika diyorum, acı sonucu öğreniyorum; “Mevcut sendika işçi lehine bu zamana dek hiçbir dava açmadı”…

“Nasıl bir sendika bu?” diyorum; “Abi” diyor, “Geçtiğimiz yıl bir arkadaşımız öldü, ‘artık yeter’ dedik iş bırakıyoruz. Gerekli önlemler alınana kadar madene inmeyeceğiz diye karar aldık. Maden sahibi geldi, ‘arkadaşlar madene iniyorsunuz’ dedi. Kabul etmedik, ‘inmeyeceğiz’ dedik! Daha sonra sendika temsilcisi geldi; ‘arkadaşlar madene iniyoruz, haydi’ dedi. Yine bir hareketlilik olmadı. Bunun üzerine ‘madene iniyoruz tamam mı lan!’ diye tehditkar bir tavır görünce herkes tıpış tıpış inmek zorunda kaldı! İşte böyle bir sendika vardı” dediler.

Bu sırada bir haber geliyor, mecliste kurulan araştırma komisyonu kazadan 28 gün sonra ilk defa Soma’ya gelme teşrifinde bulunmuş, bir hareketlilik başlıyor, kaymakamlık önüne gidiyoruz, içeride toplantı var, dışarıda halk bekleyişini sürdürüyor. Bu sırada Kaymakamlık önüne dizilmiş işçi baretleri dikkatimi çekiyor, özellikle de bir tanesi: Bir kadın katledilen eşinin baretine bir gül bırakıyor ve acı acı bakıyor ardından…

Sohbet devam ederken bir haber daha geliyor; katliam faillerinden Soma A.Ş. işçilerine tebligat göndermiş. Henüz bir facia yaşanmamış olan fakat ne hikmetse Mayıs’ın 13’ü sonrası bir anda eksiklikleri fark edilerek faaliyeti durdurulan Işıklar maden ocağına ineceksiniz, yoksa üzülerek yasal yollara başvuracağım diyor. Tebligata bakılırsa işçiler faaliyeti durdurulmuş ocağa kazma sallamak, üretim yapmak için değil, eksiklik gidermek için inecek. Bunun olumlu karşılığı, çalışmayan ocağın güvenli hale getirilerek bir an önce faaliyete geçmesi ve çok yakıcı işsizlik belasına derman olmasıdır. Fakat işçilerin ikna olmadığı konu, eksiklik gidermek adı altında üretim yapmaya zorlanarak yasaklı ocağa hapsedilmek. Zira eksiklik gidermeye değil üretim yapmaya yönelik çok sayıda kişiye işe başla tebligatı yapılmış durumda.

Hemen aynı gün, “işe başla” tebligatına karşı talepler oluşturuldu. DİSK ve TMMOB eliyle teşekkül edecek bağımsız bir uzman bilirkişi heyetinin ocakta inceleme yapması, eksiklikleri ve bu eksiklikleri giderme yöntemlerini, eksiklik gidermeye yetecek işçi sayısının belirlenmesi ve bu doğrultuda her işçiye somut olarak ne iş yapacağını gösteren görevlendirme yapılması talebi ortaya çıktı. Dahası eksikliklerin giderilmesi sonrası da uzman bilirkişilerin tekrar ocağa inerek güvenli şekilde üretime geçilebileceğine yönelik tespitinin yapılması talebi oluşturuldu. Çünkü önemli olan ocakları kapalı tutmak değil, güvenli şekilde faaliyete geçmesini sağlamak. Önemli olan iş güvenliği koşullarının oluşturulması ve çalışma hayatının bu şekilde devamlılığı. Burada karşılaştığımız en yakıcı sorunun işsizlik olduğu da düşünüldüğünde, kurumların ve kurumsal kimlikli çalışmaların işçiyi koruyucu bir görev alması zorunluluğu doğuyor. Zaten bugüne dek sendika, işveren ya da kamu fark etmeksizin yapılmayan da bu işçiyi koruma faaliyetidir.

Şu an da bu tebligata oluşan talepler doğrultusunda cevap yazıyoruz. Yarın da bu cevabı şirkete ileteceğiz. Bakalım yarın bizlere neler gösterecek…

Av. Deniz ÖZBİLGİN– Av. Sercan ARAN

Bu yazı, 10.06.2014 tarihinde Sendika.org sitesinde yayımlanmış ve oradan alınmıştır.