Müftü nikâhı toplumu böler – Prof. Dr. Sibel Özel* (Cumhuriyet)

Müftülüklere nikâh kıyma yetkisinin verilmesi, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin değiştirilemez temel ilkesinden vazgeçmek anlamına geldiği gibi ülkedeki gayrimüslimler aleyhine eşitlik ilkesini bozuyor ve ayrımcılık oluşturuyor

Nüfus Hizmetleri Kanunu (NHK) m. 22’de yapılan değişiklikle il ve ilçe müftülüklerine evlenme memurluğu yetkisi veriliyor. NHK bir maddi hukuk düzenlemesi değil. Kişilerin şahsi statülerindeki değişikliklerin kaydının tutulmasını temin eder. Dolayısıyla evlenmenin hukuken geçerliliğini düzenleyen kurallar Türk Medeni Kanunu’nda (TMK) yer alır. NHK, TMK’yi değiştiremez.

Hukuk birliği

TMK’ye göre evlenme, resmi (medeni) nikâh şeklinde yerine getirilecektir. Bu nikâh Türkiye’de gerçekleşen bütün evlenme işlemleri için vatandaş-yabancı ayrımı olmaksızın herkes için geçerli olan tek evlilik biçimidir. Böylelikle dini inancı ne olursa olsun herkes tek ve aynı hukuk kuralına tâbi olur. Tek ve aynı hukuka tâbi olmanın tek tip insan yetiştirmek olduğu eleştirisinin de bir algı manipülasyonu olduğunu belirtmek gerekir. Zira hiçbir cemaate, gruba ayrıcalık tanımadan herkesin tek ve aynı hukuka bağlı olması adaletin ve demokrasinin bir gereğidir. Avrupa Birliği’nde gerçekleşen hukuk birliği buna örnektir. İnsanların mensup oldukları cemaate göre farklı hukuklara tâbi tutulması, hiçbir biçimde demokrasi ve insan haklarının bir göstergesi olarak savunulamaz.

Eşitlik ilkesi

TMK’de belirlenen medeni nikâh Anayasa m. 174/4 uyarınca koruma altına alınan inkılap kanunlarından biridir. TMK laik Türkiye Cumhuriyeti’nin bir simgesidir. Osmanlı döneminde başlayan hukukun çağdaş ihtiyaçlara uygun hale getirilmesi ve yeknesaklaştırılması çabası, 1926 tarihli Medeni Kanun ile nihai hedefine ulaştı. Dini referans içermeyen Medeni Kanun, bütün vatandaşları kanun önünde eşit duruma getirdi ve ayrımcılık yapmadan Müslüman- Müslüman olmayan herkese eşit bir biçimde uygulandı.

Dini bir makam olan müftülüklere evlendirme memurluğu yetkisinin verilmesi, Cumhuriyetin en önemli inkılaplarından biri olan ve anayasal koruma altındaki medeni nikâhı bertaraf ediyor. Müftülerin veya imamların da resmi memur olarak resmi nikâh kıyacağı savı da hukuka aykırılığı ortadan kaldırmıyor. Zira evlendirme memurunun bir dini görevli olması, nikâhın medeni nikâh olma niteliğini ortadan kaldırıyor. Almanya’da, İsviçre’de, Fransa’da olduğu gibi Türkiye’de de medeni nikâh, dini referans taşımayan bir memurun aleni olarak gerçekleştirdiği evlenme merasimidir ve bu medeni nikâhtan sonra tarafların dini makamlar önünde evlenmelerinde de bir yasak yok.

Azınlıklara ayrımcılık

Müftülüklere nikâh kıyma yetkisinin verilmesi, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin değiştirilemez temel ilkesinden vazgeçmek anlamına geldiği gibi, müftülüğün sadece Müslümanların din işlerine bakan makam olması nedeniyle de gayrimüslimler aleyhine eşitlik ilkesini bozuyor ve ayrımcılık oluşturuyor. Zira Hıristiyan veya Musevi din adamlarına evlendirme memuru olma yetkisi verilmiyor.

Lozan müzakerelerinde ısrarla Hıristiyanların evliliğinin dinsel olduğu bu nedenle Hıristiyanlık hukukuna göre gerçekleşmesi gerektiği ileri sürülerek, gayrimüslim azınlık için ayrı hukuk talep edildi. Türk heyeti herkesi kapsayacak laik hukuk sistemine geçileceği vurgulayarak buna itiraz etti ancak o dönemde böyle bir düzenleme olmadığı için m. 42’de şahsi statü ile ilgili konularda azınlıkların geleneklerine uygun kanun çıkarma yükümlülüğünü kabul etmek mecburiyetinde kaldı. Türkiye Cumhuriyeti, 1925 yılında Rum, Ermeni ve Yahudi cemaat temsilcileriyle görüşerek İsviçre’den alınan laik ve çağdaş bir medeni kanunun kabul edileceğini, bu nedenle m. 42’deki haklarından feragat etmelerini istediğinde, cemaat temsilcileri laik medeni kanunu kendileri için teminat sayarak Lozan Antlaşması’ndaki haklarından feragat etti. Yunanistan meseleyi Lozan’a aykırılık iddiası ile Milletler Cemiyeti’ne taşımışsa da bir sonuç alamadı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin herkese eşit bir biçimde uyguladığı laik hukuk tercihinin Lozan Antlaşması’na aykırı olmadığı belirlendi. Lozan Antlaşması m. 42’deki haklarından TMK’nin laik niteliği ve hiçbir dini referans taşımayan medeni nikâh nedeniyle vazgeçen gayrimüslim cemaatler için de Cumhuriyet dönemi elde edilen kazanımlar tartışmaya açılacaktır.

Kadın şahit olacak mı?

Müftülüklerin dini nikâh değil, resmi nikâh kıyacağı iddiası da uygulamada geçersiz kalacaktır. Zira belediye nikâhı yerine müftülük nikâhını tercih edenler dini usullere uygun olarak evlendiklerini varsayacaklardır. Bu durumda müftü ve onun görevlendireceği imamın sadece resmi nikâh memuru olup, belediyedeki gibi nikâh kıyacağı önermesi de temelsiz kalmaya mahkûm. Örneğin müftülük bünyesinde gerçekleşecek bir nikâhta kadın şahit olabilecek mi? Nikâh esnasında İslamî nikâhta önemli bir unsur olan mehir tayin edilecek mi? Müslüman bir kadın gayrimüslim bir erkekle müftülükte evlenebilecek mi? İslami bir nikâhta yüzyıllardan beri devam eden bir uygulama olan temsilci aracılığıyla irade açıklamasının kullanılması usulü bu geleneğe bağlı olan bir imam tarafından ilgilinin daha sonra gelip imzalaması koşuluyla yerine getirilecek mi? Genellikle padişah kızları için uygulanan ama şer’i hukukta yeri olan kadının evlenme akdi sırasında boşanma hakkını saklı tutması halinde kocasını boşama yetkisine sahip olması hususu müftülük nikâhında uygulama imkânı bulacak ve kadın evlenme akdi sırasında imama bu hakkını saklı tuttuğunu söyleyebilecek mi?

Her açıdan bakıldığında bu uygulamayla toplum müftü nikâhı mı belediye nikâhı mı noktasında ayrışacaktır. Evlenecek gençler ve aileleri üzerinde dindarların müftü nikâhı yaptırması gerektiği, dinsizlerin belediyede evleneceği şeklinde baskı oluşacaktır. TMK’de kabul edilen medeni nikâh bütün toplumu kucaklar ve birleştirirken, müftü nikâhı bölecektir.

Şer’i hukuka geçiş

Müftülüklere nikâh kıyma yetkisinin verilmesi, evlenmeleri kolaylaştırma amacı da taşımıyor. Zira il ve ilçe belediyelerine müracaatta zorluk yaşayanlar, aynı il ve ilçelerdeki müftülüklere müracaatta kolaylık mı yaşayacaktır? Bu değişiklik özel hukuk alanında laik hukuktan şer’i hukuka geçişin bir basamağıdır. Laik Türkiye Cumhuriyeti cemaat toplumundan eşit ve özgür vatandaşlardan oluşan çağdaş bir devlete ancak hukuk birliği ile geçileceğini kabullendiğinden hukuk devrimi olan Medeni Kanun’u kabul etti. Bu kanun ve hiçbir dini referans taşımayan bir memur tarafından kıyılan medeni nikâh, Cumhuriyetin kuruluş kodlarından biri olduğu için hedef alınıyor ve şer’i hukuka geçişin bir dönemecini oluşturuyor.

Prof. Dr. Sibel Özel – Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi