Korona Günlerinde Körlük ve Görmek – Av. Seçkin Türkoğlu

Görmüyorsak körüz demektir. Kitapta geçen körlük virütik değildi. Yaşadığımız korona salgını virütik ama bizim de körlüğümüz virütik değil. Kapitalist ideolojiyle travmatize edildik ve travmanın hipnozunda olağan olduğuna inandığımız kaotik yaşantımıza devam ediyoruz

Saramago’nun Körlük kitabı, trafiğin yoğun olduğu bir gün aracının içinde bir doktorun bembeyaz kör olmasıyla başlar. Derken, doktor ve doktorla temas eden herkesin yavaş yavaş kör olmasına kadar ilerler. Körlük bulaşıcıdır ama virüs gibi bir şey değildir. Körlüğün bulaşıcı olduğunun anlaşılmasından sonra, kör olan ilk grubun tamamı askeri karantinaya alınır.

Askeri karantinaya sıkı disiplin içinde kaos hakimdir. Anonslar megafonla yapılır. Tuvalet malzemesi ihtiyaçları, gıdalar körlere temas etmeksizin bırakılır. Karantinaya alınan grup içinde güvenlik sağlanamaz ve şiddet olayları gittikçe yükselir.

Sonraları karantinaya yeni gruplar gelir, sonradan gelen gruplarla ilk gelen gruplar arasında mücadele ortaya çıkmaya başlar. Sonradan gelenlerin ellerinde silah ve sopa benzeri şeyler de bulunmaktadır. Sonradan gelenler, şiddete dayanarak diğer grupların yemeklerini çalarlar. İlk gelen gruplar sonradan gelen gruplardan kendi hakları olan yemekleri talep ettiklerinde, kadınların kendilerini eğlendirmeleri karşılığında yemeklerini verebileceklerini söyler. Şiddet olayları daha da tırmanır. Bu sırada askeri karantina dışında da körlüğün yayıldığı anlaşılır ve askeri karantinadan kaçış hali başlar.

Saramago’nun bu kitapla anlattığı körlük görmemektir. Gözümüzün önünde olup bitenleri görmemektir. Körler; yanıbaşlarında şiddet olaylarını, yaraları, uğranılan haksızlıkları görmez. Bütün bunları çıplaklığıyla gören tek kişi doktorun karısıdır. Körlük bir şekilde ona bulaşmaz. İnsanların yaralandığını, tacize tecavüze ve şiddete maruz kaldığını görmüş, en yakının kendini aldattığını dahi görmüş, gördüğünü belli etmemek zorunda kalmıştır. Tersten düşünme metoduyla düşünülecek olduğunda, düzen; belki de bizleri kör olmanın, görmekten daha acısız olduğuna ikna ederek körleştirmiştir. Belki de kör olduğumuz için savaşlar, darbeler, ölen çocuklar, yanan ağaçları görmezden gelebilmişizdir.

Saramago’nun ikinci kitabı ise Görme’dir. Bence Görme kitabı, Görmek’le Körlük’ün aynı şey olduğunu anlatır.

Körlükten yıllar geçtikten sonra demokratik seçimler yapılacaktır. Seçimlere demokratik katılım sayısı inanılmaz derecede düşmüştür. İkinci seçimlerin yapılmasına karar verilir. Devlet, halkı oy kullanmaya zorlar. Buna rağmen seçimlere katılma oranında ciddi bir değişiklik olmaz ya da kitlesel boş oylar atılır. Üstelik bu hareket tamamen örgütsüz ve kendiliğindendir. Herkes bunun nedenini araştırmaktadır. Fakat kimse bu duruma cevap bulamamaktadır.

Kimsenin demokratik seçimlere katılmamasının cevabının kabaca şu olduğu anlaşılır. Körlük bittikten sonra kimse körlük hakkında konuşmamıştır. Kimse körlüğün nedenini sorgulamamıştır. Sorumlulardan hesap sormamıştır. Körlük bitince tüm toplum, birden körlük hiç olmamış gibi hayatına devam etmiştir. Yani gördükleri halde körlüğe devam etmişlerdir.

Korona salgını bittikten sonra biz ne yapacağız? Kapitalizmin ne kadar kırılgan olduğunu, krizlere cevap veremediğini göremedik mi? Borsalar çakıldı. Büyük ticari şirketlerde yöneticiler peş peşe istifa etmeye başladı. Çalışanların emekleri üzerinde yükselen burjuvanın içinde yaşadığı; gösteri, lüks ve şatafatın bir kriz anında hiçbir anlam ifade etmediğini görmedik mi? Aynı zamanda halkın en temel ihtiyaçlarının karşılanması ve sağlık hakkına kavuşmasının bu lüks ve şatafat yüzünden çok eksik kaldığını görmedik mi?

Siyasi kurumlar vatandaşların taleplerinin dinlenmesinde ne kadar eksik kaldı? Bunlar daha önce de vatandaşların taleplerini dinliyor mu? İçinde yaşadığımız herkesin eşit siyasi katılım hakkına sahip olduğu düzen miydi? Bu salgına karşı uyacağımız bu tedbirlerin yanında görmemiz gereken ne var?

Koronavirüs çok ciddi ve öldürücü bir virüs birçok insanın ölümüne neden olmakta. Dünyanın dört bir yanında evde kalın çağrıları yapıldı. Herkes evlerine çekildikten sonra sokaklarda yalnızca gerçek devrimci sınıf olan işçi sınıfı kaldı. Sistem, onlara eve gitme izni vermedi ve ama yine de onların sırtında ayakta kaldı.

Evlerine kapananlar ailesiyle vakit geçirmeye başladı. Belki de sistemin yalnızlaştırdığı insanlar en yakınlarıyla ilk defa sosyalleşmeye başladı. Sıkılınca yaratıcılıkları da ortaya çıkmaya başladı. Birbirimizde gerçekte ne kadar az temasının olduğunu gördük mü?

Koronavirüs bir hastalık. Şimdilik evlerimizde kalacağız. Ellerimizi yıkayacağız, hijyene önem verip evlerimizden devlete alması gereken sağlık önlemlerini hatırlatacağız.

Fakat görmemiz gereken kapitalizmin barbarlık olduğudur. İnsanları saatlerce çalıştırır. İdeolojik şiddet uygulayarak çalışmaya ve para kazanmaya zorlar. Ailemizle veya kendimizle geçireceğimiz zamanı patronlara kaptırırız. Kapitalizmin kutsalı; kardır. Kar için doğayı talan eder, insanları katleder, savaşlar çıkartır, zorla yerinden edilmelerini umursamaz ana dillerinde konuşmasını engeller, kültürlerini engeller. Hepimiz evlerimizde salgınla mücadele ederken, bir yerlerde para için yapılan savaşların bizim evimizle ilgili olmadığını görmedik mi?

Görmüyorsak körüz demektir. Kitapta geçen körlük virütik değildi. Yaşadığımız korona salgını virütik ama bizim de körlüğümüz virütik değil. Kapitalist ideolojiyle travmatize edildik ve travmanın hipnozunda olağan olduğuna inandığımız kaotik yaşantımıza devam ediyoruz.

Kâr elde etmeyi geri plana bırakıp, kardeşçe yaşamak için hiçbir şey yapmamıza gerek olmadığını görmemiz lazım. Hastalanıp hastaneye yattığımızda müşteri değil, yalnızca hasta olabilmemiz lazım.

Daha az ve daha tutkulu bir şekilde çalışma, daha insanca yaşamadır. Ofislerde fabrikalarda evlerimizde üretimin her alanında güvencesiz bir şekilde o kadar çok çalıştık ki. İktisat eğrileri yukarı doğru yükselince, bizim de refahımız artacak zannettik. Kördük. Oysa görmemiz lazım, sadece başkalarının cebini doldurmak için çalıştık. Dünya; şu an sokağa çıkmak ve para kazanmak zorunda olan gerçek devrimci sınıf sayesinde dönüyor.

Av. Seçkin Türkoğlu