Kadın Avukatların Şiddete Karşı Mücadele Deneyimleri

23.09.2020 tarihinde Av. Zekiye Karaca BOZ ve Av. Neziha EKEN’in katılımıyla Av. Linda Sevinç HOCAOĞULLARI’nın moderatörlüğünde gerçekleştirdiğimiz “Kadın Avukatların Şiddete Karşı Mücadele Deneyimleri” başlıklı YouTube canlı yayınımızın çözümlemesini 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü öncesinde paylaşıyoruz.

Canı yayınımızdan sonra kadın avukatlar olarak 6 Ekim’de online forumda biraraya geldik. Kadın avukatlar olarak maruz kaldığımız şiddet ve şiddete karşı neler yapabileceğimizi konuştuğumuz forumda biriken deneyim ve önerileri hafta içi yayınlayacağız. Biliyoruz ki farklı illerde biriktirdiğimiz deneyimlerle açığa çıkan önerileri hep birlikte hayata geçireceğiz.

Eril hukuk, eril yargı, eril baro mücadelemizle değişecek.

23.09.2020 Tarihli Youtube Canlı Yayın Çözümü: “Kadın Avukatların Şiddete Karşı Mücadele Deneyimleri”

Sevinç – Evet yavaş yavaş programımızı başlatabiliriz. Öncelikle sevgili Zekiye ve Neziha ve tüm bilgisayarları başındaki izleyici arkadaşlarımız yayınımıza hoş geldiniz. Bugün kendimize dair konuşacağız biraz. Yayınımızın başlığını “Şiddete Karşı Mücadele Deneyimleri” olarak belirlemiştik ama genel anlamda kadına yönelik şiddet ve şiddete karşı beraberce yürüttüğümüz mücadeleden çok, kadın avukatlar olarak maruz kaldığımız şiddet ve bu şiddet karşısında geliştirdiğimiz tepkiler, ortaya çıkardığımız talepler ve mücadele deneyimlerimiz üzerine konuşmak istiyoruz.

Kadın haklarına yönelik kapsamlı saldırıların olduğu, İstanbul Sözleşmesinden çekilmenin gündem yapıldığı bir süreçte başladık bu adli yıla. Adli yıl açılışında ruhsatlarımızın iptali gündeme geldi. Kadın haklarına ve savunmaya yönelik tartışmaların yapıldığı bir ortamda Baro seçimlerine de gidiyoruz. Acaba biz kadınlar, kadın avukat olarak bu süreçte sözümüzü nasıl büyüteceğiz, avukatların taleplerinin daha görünür olacağı Baro seçimleri sürecinde kadın avukatlar olarak hangi mücadele araçlarını geliştirebiliriz, kadın avukatlar olarak hangi talepleri Türkiye’nin dört bir yanında dile getirebiliriz? Bu yayında aynı zamanda bunları da konuşmak istiyoruz, çünkü şiddete karşı mücadelemizde ortak araçlar ortak bir söylem geliştirmeye ihtiyacımız var.

Aslında kadın avukatlar olarak uğradığımız şiddete karşı pek çok dayanışma ağı, pek çok ortak mücadele aracı ürettik bugüne kadar. 3 Mart tarihinde toplumsal hukukçu kadınlar olarak “Söyleyecek sözümüz büyütülecek mücadelemiz var” diyerek bir forum çağrısı yapmıştık. Zekiye de vardı o forumda. Forumdaki temel başlıklarımızdan biri de kadın avukatlar olarak maruz kaldığımız şiddet ve şiddete karşı mücadelemizdi. Tarihsel olarak devraldığımız bir mücadele birikimi üzerine konuştuk forumda. Kadın mücadelesi parçası olarak bizler, barolar içerisinde meslek örgütümüz içerisinde yürüttüğümüz mücadelenin izlerini sürdük. 2012 yılında TÜBAKKOM’un kurultayında da somutlaşan kadın avukatların şiddete karşı talepleri bunun başlıklarından biriydi. Ankara’da Özgürlükçü Çağdaş Avukatlar grubu olarak son iki seçim sürecinde Baroya verdiğimiz önergeler bu mücadelenin bir parçasıydı. Ya da bu alana dair yürüttüğümüz tartışmalar mücadelenin bir parçasıydı.

Forumumuzla tam da aynı tarihlerde yalnızca tüm kadın avukatların değil Türkiye’nin gündemine İstanbul’da kadın meslektaşlarımızın maruz kaldığı cinsel gelmişti. Ve İstanbul’da da avukat arkadaşlarımız “erkek egemen yargı ve Baroya karşı sesimizi yükseltiyoruz” diyerek ortak sözümüzü büyütüyorlardı. Türkiye’nin dört bir yanından bini aşkın kadın meslektaşımız ortak bir sözün imzacısı olmuşlardı. 

Ama elbette yapacak pek çok şeyimiz var. Şimdi ben sözü çok uzatmadan sözü sizlere vermek istiyorum. Öncelikle Zekiye sana sormak istiyorum biz kadın avukatlar şiddete karşı verdiğimiz mücadelede savunduğumuz yaşamlar bizim dışımızdaki yaşamlar mı, biz kadın avukatlar şiddete karşı korunaklı mıyız, şiddetten kurtulmuş muyuz, şiddet yaşamlarımızın, bizim dışımızda mı ne dersin?

“..ne yazık ki bütün kadınlar eğitimleri ne olursa olsun statüleri ne olursa olsun erkek şiddetine maruz kalıyorlar avukatlar da bunlardan bağımsız değil.”

Zekiye – Evet tabii biz kadın avukatlar olarak kurtarılmış kadınlarız, asla şiddete maruz bırakılmayız, kendimize de böyle bir şeyi yakıştırmayız zaten. Bunun dile getirilmesinde de pek hoşlanmayız, bu gerçek değildir, zaten rakamlar da gerçeği söylemiyordur.

Şimdi az önce söz ettin TÜBAKKOM’un araştırmasından. Türkiye’de ya da dünyada sistem içerisinde yaşayıp da şiddete maruz kalmadığını söyleyen kadın; ya şiddet konusunda kafası karışıktır, şiddet tanımı konusunda kafası karışıktır ya da dile getiremiyordur, kabul edemiyordur, ifade edemiyordur. Şiddete maruz kalmamış bir kadın olabileceğini düşünmüyorum açıkçası. Avukatlar da bütün meslek grupları gibi kendilerini bundan kurtaramıyorlar. Kadın avukatlar da mutlaka hayatlarında, meslek yaşamında şiddete uğruyorlar. En başta, mesleğe başlarken stajda karşılaştığımız uygulamalarla aslında şiddete uğruyoruz. Kadın avukatlarla erkek avukatlara davranışlar arasındaki farklılık, daha sonra iş bölümü konusundaki farklılıklar… daha sonra ücret konusundaki farklılıklar… Sanıyorum hepimizin stajında karşılaştığı bir şeydir; büroda çay ile ilgilenmek kadın avukatların görevi gibidir nerdeyse, ya da işte büronun düzeni ile ilgilenmek.

Bunların hepsi bir ayrımcı şiddet ama bunu daha somut bir biçimi TÜBAKKOM’un 2012 Nisan ayında yaptığı bir araştırma ile kadın avukatlar kurultayı için yaptığı bir hazırlıkla ortaya çıktı. Sanıyorum bütün Barolara gönderdikleri bir anket vardı ve bu ankete kadın avukatlardan üç bin civarında yanıt gelmişti. Yanıt veren kadın avukatların yüzde kırkı meslek yaşamınızda şiddete maruz kaldınız mı sorusuna evet yanıtı vermişti. Bu yüzde kırkın yüzde seksen dördü de uğradıkları şiddet türü olarak fiziksel, ekonomik ve cinsel şiddeti söylemişti. Şiddete maruz bırakıldığını söyleyen yüzde kırk kadın avukatın yüzde on ikisi cinsel şiddet tehdidine maruz bırakıldıklarını ve yüzde dördü de ne yazık ki tecavüze uğradığını söylemişti. Çok ciddi rakamlar bunlar, çok çarpıcı rakamlar. Bunun arkasından siz ne yapılmasını beklersiniz? Biz aslında genel kurul gündemlerinde de konuşmuştuk, Baroların, tüm meslek örgütlerinin ayağa kalkıp bu konuda ne yapmalıyız demesini beklersiniz. Ama ilk yapılan şey hemen arka arkaya açıklamalar, ki ne yazık ki TÜBAKKOM da aynı açıklamayı yapmak zorunda kaldı, bu sadece şu kadar avukat arasında yapılan bir araştırmadır, bütün avukatların yüzde seksen dördü yansıtıyormuş gibi söylenmesi doğru değildir, kadın avukatların, avukatların mesleki itibarını sarsıyor bu açıklamalar diye anket verilerine karşı açıklama yaptılar, olayın vahametine değil, ortaya çıkan somut bir gerçeğe değil…Tabii bizi istatistik okumayı bilenler, herkes bu yüzde seksen dördün ne demek olduğunu çok iyi biliyor, yüzde kırkın, yüzde seksen dördünün nasıl bir sayıya karşılık geldiğini çok iyi biliyor. Ankara Barosu da dahil en başta TÜBAKKOM kendince bir düzeltme yaparak karşı çıktı buna, böyle bir açıklamayla şiddete uğrayan kadın avukatların dile getirilmiş olmasını sakıncalı olarak gördüler. Biz danışma merkezlerimizden biliriz, aslında deneyimlerimizle şiddete uğradığını en zor ifade eden kadınlar eğitimli ve nispeten ekonomik özgürlüğünü elde etmiş kadınlardır. Onlar dayanışma merkezine geldiklerinde çoğu zaman “arkadaşlarının” sorunları için gelirler bize, ya da “yanlarında çalışan kadınların” sorunları için gelirler ve sordukları sorular aslında kendi yaşadıklarıdır. Dile getiremedikleri için, ifade edemedikleri için, şiddete uğramış kadın kimliğini kabul edemedikleri için başkaları üzerinden sorarlar soruları. Ama ne yazık ki bütün kadınlar eğitimleri ne olursa olsun statüleri ne olursa olsun erkek şiddetine maruz kalıyorlar avukatlar da bunlardan bağımsız değil.

Sevinç – Evet, şimdi aynı soruyu Neziha’ya da soracağım ama öncelikle bir çağrı yapmak istiyorum.

Biz hepimiz bu konuyla ilgili tartışmalarımızdan biliyoruz ki iş yerimizde, çalıştığımız bürolarda, mahkemelerde, ya da icra dairelerinde şiddete veya tacize veya saldırıya maruz kalabiliyoruz. Bu saldırılara karşı geliştirdiğimiz bireysel tepkiler, bireysel savunma mekanizmaları da olabiliyor. Bu yayının da ortak taleplerimizin ve ortak sözümüzün görünür olmasına katkı sunabileceğini düşünüyoruz. Bizi sosyal medya kanatlarından veya Youtube’dan izleyen arkadaşlarımızın konuyla ilgili fikirlerini, sunmak istediği katkıları oralardan paylaşırlarsa burada beraberce de değerlendiririz. Burasının doğal bir foruma dönmesini bekliyoruz. Burada bizim dışımızda da çok söz söyleyecek arkadaşlarımız olduğunu düşünüyorum.

Sevgili Neziha, Zekiye ortada bir şiddet var ve şiddet bizim dışımızda değil dedi. Sizin İstanbul’du bunun çok da görünür olduğu, ne yazık ki bir cinsel saldırı olayıyla bir avukatın birden fazla kadın arkadaşımıza yönelik birden fazla cinsel saldırısı dolayısıyla görünür olduğu, bir süreç yaşadınız. Ne yazık ki bu deneyimden doğu baktığımızda neler tartışıldı, neler görünür oldu, kadınların ortakça söylediği söz ne oldu? Bizimle paylaşır mısın?

Neziha –

“…erkek şiddetine karşı bir tutum metni yayınlayalım, bu metinde kendi ilkelerimizi deklare edelim, ilkelerimiz barolara, adalet bakanlığına, HSK’ya bir çağrı niteliği taşısın; bu konuda mevzuatta gerekli değişiklikler yapılsın, ilkesel kararlar alınsın ve uygulansın, bunlarla ciddi anlamda mücadele edelim diye düşünerek bir tutum metni hazırladık”

Tabi ki. Herkese merhaba. Öncelikle ben Sevinç’e ve yayına katkıda bulunan bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Böyle önemli bir konuyu yeni adli yılın da açıldığı şu günlerde tartışmamıza imkân sağladığı için, deneyimlerimizi aktarabilmemizi sağladığı için öncelikle kendi adıma teşekkür ediyorum.

2019 yılı sonlarına doğru bir kadın meslektaşımızın Esenler’de bir karakolda bir polis amiri tarafından şiddete uğradığını öğrendik. Yine ondan birkaç ay sonra işçi avukat olarak çalıştığı bürodan alamadığı ücretini talep ettiği için fiziki şiddete uğrayan bir kadın avukatın şikâyeti ile yankılandı İstanbul. 2020 Şubat ayında da bürosunda çalıştıkları bir avukatın kendilerine cinsel saldırıda ve cinsel tacizde bulunduğunu söyleyen kadın meslektaşlarımız şikâyette bulundular ve adli süreç başladı. Bu kadar çok olayın ve bu kadar farklı çeşitte şiddet biçimlerinin görünürleşmesi ve yaşanan son cinsel saldırı ve taciz olayının ardından biz bu alanda çalışan avukatlar olarak bir araya gelme ihtiyacı duyduk. Daha önce de bir avukatın cinsel saldırısına uğrayan bir avukat arkadaşımızın adli işlemlerinin takibi sürecinde kurulan bir dayanışma ağımız vardı. İletişim halinde kaldığımız, olası durumlarda haberleştiğimiz bir ağ bu. Bu yıl şubat ayının sonunda kadın avukat dayanışması ağında yer alan arkadaşlarımızla bir araya geldik ve yaşanan bu son olayları, işletilecek adli süreçleri, bundan sonra neler yapacağımıza dair bir değerlendirme yaptık. Öncelikle şunu söyleyeyim, toplantılarda aslında konuşacak ne kadar çok şeyimiz olduğunu fark ettik. Yani bunu bir şekilde ikili üçlü bir araya geldiğimizde aktarsak da söyleyecek sözümüzün ne kadar çok olduğunu, sadece toplantıda konuşulmasındansa, bir forum düzenlenerek tartışılması gerektiğinde hem fikirdik. Çünkü şiddet her yerde ve her an farklı kişilerden, farklı kademeler ile geliyor. Bunu paylaştık birbirimizle. Adliyede yaşadıklarımızı anlattık. Demin Zekiye’de söyledi; hukuk fakültesinden başlıyor, staj eğitimimizde de meslek hayatımızda da devam ediyor. Temas ettiğimiz her kademede, adliyede, karakolda, cezaevinde, bürolarımızda; yargı personeli tarafından, güvenlik güçleri tarafından, meslektaşlarımız tarafından, ya da yargı yürütücüleri tarafından çeşitli biçimlerde şiddete uğradığımızı birbirimizle paylaştık. Bunları paylaştıkça yapmamız gereken bir şey olduğunu söyledik. Özellikle de şubat ayında gündeme gelen cinsel saldırı ile ilgili suç duyurusunu görüşürken öncelikle kendi çevremizde söylememiz gereken bir söz olduğunu söyledik. Bunun bizim için anlamı çok daha büyüktü. Erkek şiddetine karşı bir tutum metni yayınlayalım, bu metinde kendi ilkelerimizi deklare edelim, ilkelerimiz barolara, adalet bakanlığına, HSK’ya bir çağrı niteliği taşısın; bu konuda mevzuatta gerekli değişiklikler yapılsın, ilkesel olarak kararlar alınsın ve uygulansın diye düşünerek bir tutum metni hazırladık. Ve Türkiye genelinde sizin bildiğiniz gibi imzaya açtık. Binin üzerinde kadın avukat bu metni imzaladı. Bu metinle aslında biz erkek şiddetine karşı nerede durduğumuza dair sözümüzü söylemek istedik. Bunun ilk olmadığını, son da olmayacağını bildiğimizi, ama bununla bulunduğumuz her alanda mücadele edeceğimizi belirterek bazı taleplerimizi ilettik. Bu taleplerle de baroların yapması gereken, yine Adalet Bakanlığınca yapılması gereken, yargı organlarınca yapılması gereken taleplerimizi duyurmuş olduk. Böyle bir çalışmamız oldu. Forum çalışmamız pandemi sebebiyle ertelenmek zorunda kaldı, bir araya gelme imkânımız olmadı. Biraz önce ifade ettiğiniz örnekleri biz de konuştuk. Mesela baro genel kurulunda önerge verelim, örneğin disiplin soruşturmalarıyla ilgili. Çünkü baroların bu gibi süreçlerde; her iki tarafın, ya da failin avukat olduğunu iddia ederek dosyaları sürüncemede bıraktığını, yine masumiyet karinesini ileri sürerek, ceza yargılaması sonuçlanmadan disiplin soruşturmalarını sonuçlandırmayacaklarını beyan ettiklerini biliyoruz. Bu tutumlarına karşın barolardan, kadın avukatların yaşadığı şiddete karşı açıkça tavır almalarını istedik. Böyle bir süreç yaşadık İstanbul’da. Akabinde de bu davaları takip edelim, daha çok bir araya gelelim ve olabildiğince sesimizi duyuralım dedik.

Sevinç – Bu kadar can yakıcı olmasına rağmen pek çok kadın arkadaşımızın maruz kaldığı şiddete, mobinge, ya da cinsel tacize ses çıkartamamasının bir nedeni de baroların eril tutumları. Az önce senin verdiğin örnekte Zeliha, barolar çeşitli gerekçelerle erkek şiddetine ilişkin soruşturmaları zamana yayabiliyor. Bizler kadın mücadelesinin içinden gelen kişileriz, kadınlar neden ses çıkmıyor diye sormak doğru değil. Şiddeti nasıl görünür kılabiliriz veya nasıl engelleyebiliriz ana soru bu oluyor galiba. Çünkü nasıl ki TÜBAKKOM eğer o anketi çok da bilimsel bulmuyorsa yapılması gereken, Türkiye Barolar Birliğinin yapması gereken, barolarımızın yapması gereken, daha bilimsel anketler yaptırmaktır. Bir sorunu görünür kılmak çözmenin de bir adımı olacaktır. Evet şiddet var dedikten sonra şiddeti çözmek için bunu yapıyorum, bunu yapmalıyım demek gerekir.

Şiddet var, şiddet yok değil. O zaman engellemek için ne yapmak gerekir sorusuna geçecek olursak Ankara Barosu genel kurul süreçlerinde Özgürlükçü Çağdaş Avukatlar neler önerdi, neler biriktirdik bu zamana kadar Zekiye, ne dersin?

Zekiye

“…Yeni gelen genel kurulda yine gündeme getireceğiz bunu. Daha yüksek sesle gündeme getireceğiz, daha kalabalık olarak gündeme getireceğiz”

Tabi, biz işte son sanıyorum 3 ya da 4 genel kuruldur her genel kurula bunu sunmaya çalışıyoruz, önergeler vermeye çalışıyoruz. Şimdi az önce dediğimiz o araştırma ile ilgili evet bilimsel olmadığını, sayıların gerçekçi olmadığını, tam yansıtmadığını filan söylüyor da en azından şu 3000 avukattan bu kadar %12’si o cevaba evet diyen kadın %40’ın %12’si bu şiddete maruz bırakıldığını %4’ü tecavüze uğradığını söylemiş. Ne yapmış barolar ve barolar birliği bu %4 için, bir kadın için bile olsa ne yapmış? O çalışmadan sonra, o anketten sonra kapandı bitti, bu soru kalmadı, hasır altına atılınca bitti sanki. Peki bir kadın bile tecavüze uğradığını söylemişse size siz meslek örgütü olarak ne yaptınız bunun için, bu duruyor.

Biz bunun için şimdi ne yamalıyız üzerinden çalışmalarımızı yapmıştık. Aslında 2 koldan gitmeye çalıştık. Birincisi bu cinsel saldırı, kadına yönelik şiddet davalarında, sadece cinsel saldırı değil bütün şiddet davalarında ayrımcılığı, cinsiyetçiliği, kadına yönelik şiddeti teşvik edici meşrulaştırıcı savunmalara karşı bir mücadele geliştirelim; ikincisi, en başından beri konuştuğumuz kendimizi korumak için, yani kadın avukatların maruz bırakıldıkları şiddeti önlemek, eğer gerçekleşmişse bununla mücadele etmek ve bunun yaptırımlarının neler olması, failinin belirlenmesi ve de cezanın belirlenmesi için neler yapması gerektiği idi. İki koldan mücadele etmek gerektiğini karar verdik.

Birincisi bunun için önce bir mesela cinsiyete dayalı ayrımcılık ve mobbingle mücadele kurulu oluşturulsun barolarda dedik. Böyle bir önerge hazırlamıştık. Meslektaşlarımızın bu tür başvurularını öncelikle kadın avukatların maruz bırakıldıkları mobbing ve şiddete karşı destek vermek/mücadele etmek için bir kurul oluşturulsun dedik. Bir diğeri cinsiyet ve cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ayrımcılığı kadınlara, LGBTİ bireylere yönelik nefret söylemleri içeren beyan ve savunmaların savunma dokunulmazlığı dışında olduğunu, bunun meslek kurallarına aykırı olduğunun belirlenmesini ve meslek kuralları içerisine bu tür savunmaların yapılamayacağının konması gerektiğini düşünüyoruz ve böyle bir önerge verdik Baro Genel Kurulu’nda. Bir başka önergemiz de baroların yürüttüğü staj eğitimlerinde toplumsal cinsiyet eğitiminin zorunlu ders olması ve ders sayısının da belirli bir programda belirli bir orana karşılık gelmesi için önergeler verdik. Bu taleplerimizi genel kurulda yaptığımız konuşmalarla da sürekli gündeme getirdik, anlatmaya çalıştık.

Bu önergelerimiz Ankara Barosu’nun Genel Kurulu’nda da geçti ama aslında sorun şu tabi, özellikle TBB meslek kuralına yapılacak ekleme önergesi açısından bu baronun alabileceği bir kararı değil. Barolar Birliği’nin alacağı bir karar. Seçilecek yeni yönetimlere bunun görev olarak verilmesi ve Barolar Birliği genel kurullarında Baromuzun delegelerinin orada bu önergeleri dile getirmesi ve savunması, bu kuralların oluşturulmasını istemesi. Ama mobbingle ilgili kurulu, mobbing, cinsel saldırı ve ayrımcılığa karşı kurulu baronun kurması gerekir. Bu önergelerimiz de geçti ama şu ana kadar herhangi bir adım atılmadı bu konuda. Bunun için mücadeleye devam etmeliyiz. Yeni gelen genel kurulda yine gündeme getireceğiz bunu. Daha yüksek sesle gündeme getireceğiz, daha kalabalık olarak gündeme getireceğiz. Bir diğer talebimiz de yine cinsel saldırıya ve cinsel tacize karşı tutum belgesi oluşturulması. Üniversiteler oluşturdu, pek çok kurum oluşturdu bunu ama Barolar Birliği en başta, baroların böyle bir tutum belgesi yok. En büyük hak savunucu olması gereken meslek örgütünün böyle bir tutum belgesi yok hala. Bunun oluşturulması için önerge vereceğiz yine ve genel kurulda çok yüksek sesle, gür bir sesle dile getirerek bu konuda çalışmamızı sonuna kadar götüreceğiz.

Sevinç – Neziha şimdi sizin metne bakıyorum da bu anlamda sizin oluşturduğunuz çağrı tek barolara değil HSK ve Adalet Bakanlığı’na da çağrı içeriyor. İstanbul’da geçen yıl boyunca yaşanan üç şiddet olayı saydın sen. Etek boyu ölçen ve bunu kendine hak gören hâkim vakası da İstanbul’da yaşanmıştı. Yanılmıyorsam o hâkim göreve geri döndü.  

Neziha – Şöyle, o geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanmıştı. O sırada, Haziran ayı içerisinde, sadece görevden uzaklaştırıldığını biliyoruz, net bir bilgim olmamakla birlikte görevden alınma olduğunu ben şahsen düşünmüyorum. Zaten daha sonra basında Kocaeli’de göreve başladığına dair haberler yer almıştı.

Sevinç – Evet demek ki bir takip çizelgesi oluşturmamız gerecek kim/nerede/ne yapıyor diye. Şimdi yine imza metnindeki taleplere bakıyorum hâkim, savcı, avukatların staj ve CMK eğitiminde toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddet hakkında dersler verilmesinden bahsetmişsiniz. Bu birkaç dönemdir Ankara’da da dile getirdiğimiz taleplerden biri. Yanılmıyorsam bu 2012’de TÜBAKKOM’un biraz daha koordineli çalışma yürüttüğü süreçlerde de öne çıkan taleplerden. Bugün onların çalıştay sonuçlarına baktığımda, yanılmıyorsam benzer bir talep var.

Şimdi nerelerde zorunlu olarak toplumsal cinsiyet eşitliği dersi veriliyor açıkçası bilmiyorum ama bu dersi verenlerin niteliği de önemli değil mi? Mesela az önce birkaç önerge, birkaç çerçeve sundu Zekiye. Biz Barolarca verilecek toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimlerinin üniversitelerin kadın araştırmaları merkezleriyle koordineli bir şekilde, kadın mücadelesi yürüten derneklerle, örgütlerle, kurumlarla koordineli bir şekilde yürütülmesi gerektiğini düşünmüştük. Ne dersin, o dönem neler tartışmıştınız İstanbul’da?

Neziha – Kesinlikle öyle. Biz de staj eğitim derslerini çoğunlukla erkek eğitmenlerin verdiğini, kadın hareketinden gelen kadın eğitmenlerin katılımının yoğunlaştırılması gerektiğini, aynı şekilde cinsiyetçi, ayrımcı söylemleri olan eğitmenlerin de bu eğitimlerden uzaklaştırılması gerektiğini paylaşmıştık.

Zekiye – Ben Neziha nefes alırken katkıda bulunmak isterim. Biz de hatırlarsan, Ankara Barosu’nun eğitiminde böyle bir tartışma yaşamıştık. Hem CMK eğitiminde hem stajyerlere verilen eğitimlerde eğitim veren meslektaşlarımızın ne kadar cinsiyetçi olabildiğini ne kadar ayrımcı olabildiğini görüyoruz. Özellikle alanda çalışan sivil toplum kuruluşları, kadın kuruluşları dışlanmadan bu eğitimlerin yapılması gerektiği bence birinci madde olmalı.

Neziha – Teşekkürler, kusura bakmayın. Aynı şekilde bu eğitimlerin, hakimlerin staj eğitimlerinde de verilmesi gerektiği, meslek içi çalışmalar yapılaması gerektiğini konuşmuştuk. Yine baroların yönetim kurullarında, Türkiye Barolar Birliği’nin yönetim kurullarında en az %50 kotasının olması gerektiğini konuşmuştuk. Sevinç az önce senin de bahsettiğin detay Sevinç, 2012’deki TÜBAKKOM raporunda da geçmekte. Hatta orada daha vurucu olan bir şey de var, yönetim kurullarında kadın olmayan barolar var. 16 adet baro var o dönemde. Yönetim kurullarında kadın avukatların olduğu barolarda ise Türkiye genelinde oran şöyle %80’i erkek %19 kadın, yani inanılmaz bir şey! Dolayısıyla biz en az %50 olmak üzere bir kota uygulaması olması gerektiğini konuşmuştuk. Üzerinde durduğumuz noktalardan birisi de, az evvel ifade ettiğim; cinsiyetçi, kadın düşmanı, homofobik, ayrımcı söylemleri olan kişilerin uzaklaştırılması gerektiği. Çünkü stajyer arkadaşlarımızdan hemen hemen her sene mutlaka böyle kişilerin olduğunu duyuyoruz. Hem CMK eğitimlerinde hem de staj eğitim merkezindeki eğitimlerde böyle eğitmenlerin olduğunu duyuyoruz. Bu kişilerin isimleri de biliniyor zaten, tespit edilmeleri de hiç zor değil. Bu kişilerin eğitimlerden uzaklaştırılması gerekiyor. Bu eğitimlere baktığımızda eğitimcilerin de çoğunun erkek olduğunu görüyoruz. Bunlardan da %50’si, hatta bence hepsi de olsa çok güzel olur, kadın avukatlardan, bu mücadele içinde yer alan kişilerden oluşması gerektiğini düşünüyoruz.

Sevinç – Evet, o zaman bu eğitim başlığını şöyle toparlayabiliriz galiba: Bir, stajdan sonra da eğitimlerin güncellenmesi gerekiyor. Bizim yaptığımız sohbetlerde eğitimlerde cinsiyetçi yargı kararlarının değerlendirilmesinin belli bir yaklaşım geliştirmeye katkı sunacağı belirtilmişti.  

Eğitimlerin staj sonrasında da devam etmesi dışında eğitimleri kim verecek kim vermeyecek gibi bir başlık çıktı az önceki konuşmalarımızda. Eğitimi kimler vermeli? Gerçekten bu ilkeleri ve değerleri benimsemiş, kadın mücadelesinin içerisinden süzerek kendisine de ilke haline getirmiş, eğitimin içeriğini de belirleyebilecek, meslektaşlarımız özellikle kadın meslektaşlarımız, kadın örgütlerinin temsilcileri veya üniversitelerden hocalarımız dedik. Eğitimi kimler vermemeli? Senin bahsettiğini gibi Ankara’da da çok yaşadığımız örnekler var. Cinsiyetçi, ayrımcı ifadelerin “şaka” denilerek savunulması, normalleştirilmesi. Ayrımcılık, cinsiyetçilik yapanların eğitim vermemesi gerekiyor. Sen temsil konusuna geldin temsili belki en sonunda konuşuruz.

Peki şiddete maruz kaldığımızda Baromuzda nerelere başvuracağız ne yapacağı bunu da biraz beraber düşünebiliriz. Disiplin kurulları bu konuda ne kadar yeterli, ayrı bir mekanizma mı oturuşturulacak, üniversitelerde bu yönde deneyimler var ama bunlar başvuru mercileri olarak işliyor ama yanılmıyorsam bir karar yetkileri olmuyor. Hangi ilkelerden güç alacağız, politika belgeleri dedin Zekiye biz nerelere gideceğiz hangi kapıları çalacağız bunun üzerine belki biraz daha düşünmeye devam etsek. Ankara’daki forumumuza Avukat Hakları Merkezi temsilcileri katılmıştı, AHM kadın avukatların maruz kaldığı şiddetin tespiti ve mücadelede burada işlevlenebilir mi? Bu konuda neler dersiniz?

Zekiye – Aslında AHM yeterli olmaz. Bu apayrı bir alan ve özellikle oluşturulması gereken bir alan, tıpkı cinsel şiddet mağdurları için oluşturulan kriz merkezleri veya oluşturulması gereken kriz merkezleri gibi. Aslında kadın avukatlarla sınırlı tutmamak gerekir, LGBTİQ+ avukatların da maruz kaldıkları şiddet de aynı çerçevede devam ediyor. Avukatların şiddete uğradığı, özellikle cinsel şiddete uğradıklarında başvuracakları merkez Avukat Hakları Merkezi’nden daha kapsamlı ve daha özel bir yer olmalı ki özellikle cinsel şiddet konusunda bu yargılamalarda hepimizin bildiği edindiği deneyimlerden farklı bir şey olmayacak. Kadınlar maruz bırakıldıkları şiddeti dile getirmekte o kadar zorlanırken sadece Avukat Hakları Merkezi içinde bu sorunu çözmek mümkün olmaz. Özel bir birim kurulmalı, özel bir kurul ve komisyon oluşturulmalı. Buradaki burada görev yapacak meslektaşlarımız sadece avukatlar değil, burada psikolojik destek sunacak uzmanlar da olmalı. Meslektaşlarımız başvurduğunda önce ihtiyaç sıralamaları yapılmalı ve ilk destek psikolojik destek olarak verilmeli. Belki fiziksel destek, psikolojik destek, tıbbi destek bunlar sağlandıktan sonra bizim bildiğimiz bu kriz merkezlerindeki aradığımız özellikleri aynı orada da sağlamalıyız. Biz kendi meslektaşlarımıza kendimiz için önce bunu kurmalıyız. Orada meslektaşlarımızın bu saldırıya maruz kalan meslektaşımızın önce durumu tespit edilir, neye ihtiyacı olduğunun sıralaması yapıldıktan sonra hukuksal destek kısmına belki geleceğiz. Hukuksal destek kısmında da evet disiplin kurulları var disiplin kurullarının cezai ehliyet yetkisine sahip olması mümkün değil şu mevzuat yasal düzenlemeler karşısında bir kurulun ama bir danışma kurulu bir rapor düzenleme ve orada düzenlenecek raporun disiplin soruşturmasında temel bir veri oluşturması ana bir delil oluşturmalı sağlanmalı. Zaten cinsel saldırı suçlarında özellikle ne kadar delil sıkıntısı yaşandığını ve bunların ne kadar özel yerlerde, hiç kimsenin olmadığı, tanık olmayan yerlerde yapıldığını ne yazık ki bu faillerin bu konuda bilerek davrandığını hepimiz biliyoruz. O yüzden bu tür raporlamalarla ancak ispat edilebilecek bir suçtan bahsediyoruz. Mutlaka özel bir merkez kurulmalı burada bir raporlama yapılıp disiplin kuruluna, ondan sonra onunla birlikte gidebilmeli, orada bunlar etkili olmalı. Bunlar hekimlerin yapabileceği şeyler, baro yönetiminin alabileceği kararlardır.

Sevinç – Evet Neziha, senin eklemek istediğin bir şey var mı? Nerelere başvuracağız, nasıl başvuracağız buralarda barolar neleri gözetmeli?

Neziha – Ben de Zekiye’nin ifade ettiği gibi düşünüyorum. Yeni özel mekanizmalarının geliştirilmesi gerekiyor. Bu anlamda da kadın avukatlara ve LGBTİQ+ avukatlara güven vermemiz gerekiyor. Bence asıl mesele bu. Sözün başında konuştuk ya her kadın şiddete uğruyor, her kadın cinsel tacize cinsel saldırıya uğruyor şiddetin farklı biçimlerine uğrayabiliyor. Ama bunu ifade etmekte zorlanıyor bunun belki şiddet olup olmadığını farkına varamıyor. Bir meslek grubu olarak bizim de kadın avukatlar olarak, kadına yönelik şiddetten azade olmamız mümkün değil. Dolayısıyla biz de tabi ki özel ve kamusal alanlarımızda erkek şiddeti ile karşı karşıya kalıyoruz. Bizim tırnak içinde söylüyorum yegane “farkımız” sadece kuralları, kanunları, normları biliyor olmamız oluyor ama kendimiz özne olduğumuzda uygulayabiliyor muyuz, çoğu zaman uygulayamıyoruz. Kadın avukatlar arasında dahi adli mercilere yansıtılan şikayetler çok çok az dolayısıyla bu durum böyleyken bunu kabul edip neden bunu yapamadığımızı konuşmak gerekiyor. Neden yapamıyoruz, çünkü biz yaşadığımız şiddeti paylaştığımızda, ifşa ettiğimizde; fail değil, biz yargılanmaya başlıyoruz. Bize sorular soruluyor. Damgalayıcı, örseleyici soruların merkezine bizi oturtuyorlar. Hani faili değil şiddete uğrayanı yargıla anlayışı ile nasıl biz her gün mahkemelerde karşılaşıyorsak aslında kendi çevremizde de başlıyor. Magazinleştiriliyor, müfitleştiriliyor, dedikodu haline getiriliyor. Bunların yanı sıra ısrarlı bir erkek dayanışmasıyla karşı karşıya kalıyoruz. Her ifşa hareketinden sonra “olağanlaştırma” süreci başlıyor: “onun bu yaptığında ne var ki?”, “Sen yanlış anlamışsın” gibi hepimizin bildiği klasik erkek dayanışması sözleriyle aslında bizim kendimizi sorgulamamıza sebep oluyor. Dolayısıyla da birçok kadın bırakın yargı mekanizmasında bunlarla karşılaşmayı daha yargı mekanizmasına gitmeden kendi çevresinde böyle bir durumla karşılaşacağını bildiği için çoğunlukla paylaşmıyor. O nedenle bizim bunun önüne geçmemiz gerekiyor. Yani bir kadın avukatın bir LGBTİQ+ avukatın uğradığı şiddet karşısında bu şiddeti gönül rahatlığıyla açıklayabileceği bir zemin olmalı. O güveni verebilmeliyiz. Diyebilmeli ki ben böyle bir şeyi söylediğinde benim barom, benim barolar birliğim bu konuda bana dayanışma gösterir. Yani yarın öbür gün çıkıp bir anket sonucundan yola çıkarak hayır bu öyle olmamıştır demez, bunu sorgulamaz, benimle dayanışmada olur diyebilmeli. Dolayısıyla bizim gerçekten kadın hareketinde önemsediğimiz ilkelerin özümsendiği, kadının beyanının esas alındığı, özel alanın politik görüldüğü, ilkelerimizin özümsendiği mekanizmaların geliştirilmesi, bunların da kendi pratiklerinin geliştirilmesi gerekiyor ki; şiddete uğradığımızda rahatlıkla bunu ifşa edebilelim, çevremizden güç alabilelim. Yoksa sadece bu kurulların kurulmasının hiçbir önemi yok bana kalırsa. Bazen soruyorlar “kanunları nasıl buluyorsunuz? sizce yeterli mi?” diye, her zaman şunu söylüyorum. Sürekli hedef haline gelen, bizim bir kutsal kitabımız var İstanbul Sözleşmesi. 6284 Sayılı Kanun’un mutlaka eksiği vardır ama yine de çok kıymetli. Çünkü onlar kadın mücadelesi sonucu edinilmiş kazanımlar. Şunu söylemek istiyorum, mesele kanunun olmaması değil, kanun var ama yargının uygulayıcılarının ruhen onları özümsemesi gerekiyor ki o kanunları uygulasınlar. Dolayısıyla sadece bu kurulların kurulması, elbette ki çözüm odaklı olmayacaktır. Öncelikle gerçekten bu zihniyetin, içlerindeki erilliğin bir son bulması gerekiyor. Barolardaki bu anlayışın Barolar Birliği’ndeki anlayışın değişmesi gerekiyor ki bu kurullar işe yarasın. Kısa bir örnek vereceğim. 2014 yılında bir kadın cinayeti dosyasında sanık vekili bize “kadın matinesine çevirdiniz burayı” demişti. Hep beraber duruşmalara katıldığımız ve kadın düşmanı ifadeler kullanmasına karşı çıktığımız için kadın matinesine çevirmekle suçlamıştı sanık vekili bizi. Tutanağa geçirdik şikayetçi olduk, Barolar Birliği savunma sınırları içinde olduğuna karar verdi. Şimdi bu kararı veren Barolar Birliği varken, keza barolarda da durum çok farklı değil iken o kurulların olmasının da bir önemi yok. Mekanizma var mıydı vardı, işlettik, şikâyet ettik ama şikayetimizi bu şekilde sonuçlandırdılar. Dolayısıyla sözün özünde ben öncelikle ruhun değişmesi gerektiğini düşünüyorum.

Zekiye – Bu konuda Neziha’ya katılıyorum. Mekanizmanın olması, işlevsiz bir mekanizmanın olması tersinden bir noktaya getirir bizi. “Evet bakın, istediğiniz kurulda oluşturuldu, çalıştı da daha ne istiyorsunuz”, “Biz yeterince mücadele ediyoruz” görüntüsü verilmiş gibi olur. O zaman daha geriye düşer mücadelemiz. İşte burada da önemli olan şey o kurulların nasıl oluşturulacağı, kimlerden oluşacağı. Az önce eğitim için söylediğimiz gibi bu alanda çalışan, hem kadın mücadelesi içinde çalışan kadınlar sadece avukatlardan değil, aynı zamanda meslek mensubu olmalı orada. Bir uzman, doktor ya da işte psikiyatrlar ya da sosyal çalışmacılar ve gerçekten alanda çalışan, kadın sorunlarını bilen, kadına yönelik şiddeti bilen, kadına yönelik şiddetle mücadeleyi bilen kişilerden oluşmalı ki işlevsel olsun. Barolar ve barolar birliği ile ilgili söylediklerini de bir şeyler eklemek istiyorum…. Neziha’nın bahsettiği örnekte Barolar Birliği   nasıl savunma sınırı içindedir diye disiplin cezası vermediyse, bir başka dosyada da hepimizin bildiği bir “Fethiye davası” faciası var yaşadığımız. Fethiye davasında Baro başkanının tecavüze uğrayan kadının yanında olması gereken faillerin vekili olması nedeniyle çok büyük tepkiler göstermiştik ve toplu takip edilen bir davaydı. Orada biz bunu eleştirdiğimiz için özellikle toplantıda meslektaşımız bunu eleştirdiği gibi meslektaşımız hakkında soruşturma açıldı, ceza aldı bundan dolayı. Orada yine tam bir erkek dayanışması vardı. Barolar Birliği dahil pek çok Baro o avukatın yanında olduğunu cinsel saldırı tecavüz dosyasında olması gereken yerde değil faillerin yanında duran Baro başkanının yanında olduğunu söyleyen açıklamalar yaptılar. Yani baroların erkek dayanışmasının sınırı yok gerçekte.

Sevinç – Aklıma önergeler konusu da gelmişti aynı şekilde. Sonuçta bizim de önergeler geçti. Bir önergenin geçmesi de her şeyi değiştirmiyor.  Kadın avukatlar olarak erilliğin yıkılması ve eşitlikçi bir baronun da kurulması konusunda da bize sorumluluk düştüğünü gösteriyor. Birkaç gündür şunu düşünüyordum, 2012’den sonra ne oldu diye düşünüyordum, yani o kesinti neden oldu. Barolar birliğinin yapısı, kadroların değişmesi, onun da etkisi vardır ama 2012-2013 geziyi bir kadın isyanı olarak da değerlendiriyorduk ve kadınların en ileri eşitlik taleplerinin dile getirdiği bir süreçten sonra gerçekten karanlık bir dönemimiz de var. Ama bugün onların kurdukları bir yargı sisteminin, onların bürokratik Baro mekanizmalarının tam çürüdüğü, döküldüğü bir süreçten geçiyoruz. Onun için burada politika belgeleri oluşturalım derken de ya da bizim kadınların sorunlarını görünür kılacak, bunları tespit edecek mekanizmalar oluşturulmalı derken de yeninin kurulması yani eskinin içine yamanacak birtakım mekanizmalardan bahsetmiyoruz. Çünkü artık yamanacak bir Baro yok ortada. Mahkemelerinden kararlarına, barosuna, bürokrasisine, meclisine her yer dökülüyor. Bence bunlar yıkılacak. Toptan çürümüş, bir yargı mekanizmasından toptan erilliğin içine gömülmüş mekanizmalardan bahsediyoruz. İşte o zaman bizim için yeniden kurma görevi gibi oluyor. Tabii ki bu talepleri söylerken kendimize dair bir şeyler konuşmuş oluyoruz.

Ben izninizle YouTube’dan ya da başka kanallardan görüşlerini paylaşan arkadaşlarımızın sözlerine de yer vermek istiyorum.

Önce sevgili Huriye’nin yorumlarını paylaşayım; “okumuş kadınların ve baroların şiddeti konuşmaması şiddetin toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile ilişkisinin yeterince bilinmemesi ve anlaşılmaması nedeniyle düşünüyorum” demiş.

Şiddetin eğitimsiz yoksul ve sağlık sorunu olan kesimlerin eylemi ve sorunu olduğu yönündeki yaygın yanlış bilgi barolarda da yaygın maalesef. Tabii bunun da böyle olmadığını en son Diyarbakır’da Müzeyyen arkadaşımızı kaybettiğimizde de gördük. Yalnızca avukatın avukata veya bir hâkimin bize uyguladığı şiddet karşısında değil, kadın avukatlar olarak yaşamımızın içerisinde de tüm bilgimize rağmen şiddetin hedefi haline gelebiliyor ve oradan kurtulma olanağına sahip olamayabiliyoruz.

Kota uygulamasından bahsetmişti Neziha, “kota uygulaması kesinlikle olmalı” demiş Başak. “Baro eğitimlerinde cinsiyet dağılımına dikkat edilmeli Örneğin CMK eğitimleri yoğunluklu erkek meslektaşlar tarafından verildiğini görüyoruz” demiş. Genel anlamda tüm eğitimleri verenler açısından da eşitliğe dikkat edilmeli yönünde bir görüş var.

Hayriye’nin bir paylaşımı var “yapılan araştırmaların ve çözüm önerilerinin de kapsayıcı olması gerekiyor. Toplumsal cinsiyet temelli şiddet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ve ifadesi cinsiyet karakteristiğini de kapsıyor Bunları Gündem değiştirirken amalarımız olmamalı birlikte mücadelede kendi aranızdaki dışlayıcı ya da görmezden gelen tavrı ya da pratiği nasıl aşabiliriz” diye sizlere de bizlere de sormuş bu paylaşımı ile beraber.

Bu arada şiddetin bir dışlayıcılık vurgusunu yapmış Irmak da, “şiddetin başka görünümlerine ilişkin paylaşımı var. İşe alım sürecinde yalnızca kadın adaylarla çalışmak isteyen mesleki yeterlilik ten farklı kriterleri ön planda tutan meslektaşlara Barolar ile disiplin süreçleri işletilmesi gerektiğini düşünüyorum” Bu tip ilanlar yaygın belki sizlerin de tanıklıkları vardır.

Bu konularda Fatma arkadaşımızın bir paylaşımı var. “Baroda stajyerlere eğitim verecek tüm meslektaşların da toplumsal cinsiyet eşitsizliği eğitimi alması gerektiğini düşünüyorum”.  Eğitimcilerin eğitimi de şart. Biz Az önce kimler eğitimci olmalı gibi konuşmuştuk

Yine Sinem benzer bir şey ifade etmiş. “Baro sitesindeki iş ilanları ve dışarıdan verilen iş ilanları takip edilmeli” demiş.

Evrim arkadaşımızın bir paylaşımı var “Toplumsal cinsiyet eğitimi veriyor olmaları önemli ama kendi çalışanları arasında da eşitliğe uygun istihdam politikası uygulamadıkları sürece bu eğitimlerin pratiğe dökülmeyeceğini düşünüyorum” demiş. Muhtemelen bu barolara yönelik diye anladım ben. Evet, arkadaşların paylaşımları üzerine söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Neziha – Ceza hukuku ile ilgili bir arkadaşımız paylaşımda bulunmuştu. Laf lafı açsın şöyle örnek vereyim. Toplumsal davalarda biliyorsunuz çoğunlukla, yüzdeye de vuracak şekilde erkek avukatlar sözcülük yapıyor. Hatta Öyle bir hale geliyor ki bu bir kadın avukat olarak söz alıp kendi meramınızı anlatacağınız an da inanılmaz geriliyorlar, “tökezleyeceğinizi” düşündükleri için.

Bir de dediğim gibi; bizim içerimizde, toplumsal davalarda yine keza bu eğitimlerin organizasyonlarının yapıldığı yerlerde; yani barolarda, cmk eğitimlerinin ya da diğer eğitimlerinde ya da hukuk derneklerinin panellerine baktığımızda ceza panellerinde hep erkekler çoğunlukta. Kadın avukatlar zaten yok denecek kadar az. Bunun önüne geçmemiz gerekiyor. Yani aslında en başında, en yakından kendi etrafımızda olup bitene dur dememiz gerektiğini düşünüyorum. Halkın ceza hukuku gibi “ağır ve haşmetli” bir alanda kadın avukatlara yönelik bakış açısı zaten belli. Zira genel olarak kadına bakış açısı belli. Ancak en azından barolarımızda, bu eğitimlerin düzenlendiği yerlerde bunlara ilişkin görüşleri ortaya koymalıyız. Toplumsal davalar için de şöyle örnekleyebilirim. Tabi ki kolektif iş yapıyoruz ama örneğin görev paylaşımı yaparken  kadın kotası olması gerektiğini vurgulayarak görev paylaşımında bulunalım. Eğer bunu da “uygun görmüyorlarsa” biz yine de sözümüzü söylemekte diretelim diye düşünüyorum. 

Sevinç – Evet bu arada Zekiye sana söz vermeden bir iki paylaşım daha yapmış arkadaşlar. “Stajyer avukat, avukat ilanlarında fiziği düzgün kadın avukat şartı yazıyor kimi ilanlarda. Gerçekten bu da çok acı, üzücü bir durum. Barolar bu yönüyle eleştiriliyor ama ısrarla bu ilanları yayınlamamayı tercih etmiyor. Yani aslında bir kontrol denetim mekanizması yok. İlanlarında da bir denetimden geçmesi gerekiyor.” Yanılmıyorsam bu TMMOB ve odalarda da benzer şeyler gündem oluyor.

Bir diğer paylaşımdaAnkara Barosu Sulh merkeze taciz vs. ile ilgili bir başvuru oldu mu, biliyor muyuz?” Diye sorulmuş. Muhtemelen bu soruyu yanıtlayamayız. Yine kimi hatırlatmalar var. Onu baro seçimleri ile de birleştirebiliriz. Mersin Baro Başkanının 2017 yılında bir kadın meslektaşı kürsüden itmesi ve Eskişehir Baro Başkanının elini sıkmadı diye kürsüde konuşmasını bir meslektaşa izin vermemesi akıllarda. Bu durumda aslında barolarda temsiliyet aslında kendi sözünü üretmeye kadınların sözünün nasıl kesildiği sorununa geliyor. Temsiliyet konusuna geliyor. Ama şöyle bir şey yapalım.  Toplantı 56 dakika olmuş. Bir saate yakındır konuşuyoruz.

Arkadaşlarımızın katkılarını da düşünerek eklemek istediğin bir şey var mı Zekiye öncelikle onu alayım. Sonra bu süreçte yapılabileceklere dair birkaç öneri alabiliriz sizlerden.

Zekiye – Ben öncelikle Hayriye’ye teşekkür ediyorum. Hayriye’nin eleştirileri de çok haklı. Cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimi nedeniyle ayrımcılığa uğrayan avukatlar daha az dile getiriliyor. Neyse ki Ankara Barosu ve sanıyorum İzmir Barosunda da LGBTİ+ komisyonları oluşturuldu. Sorunları daha görünür hale getirilebilir oldu. Evet LGBTİ+ avukatlar da var. Yani bunu ne yazık ki görmezden gelmeye çalışan koskoca bir kitle var. Hatta bunu dile getirdiği için Ankara Barosunun maruz kaldığı bir saldırı oldu. Hedef haline de geldi.  Lgbti+ avukatların yaşadığı çok ciddi ayrımcılıklar var. Bunları belki çok daha geniş başlık altında konuşmalıyız. Bunlarda da ortaklaşıyoruz yine. Bunun dışında seçimle ilgili öneriler; şimdi baroların tavırları konusunda, baro başkanlarının tavırları konusunda bizim de çok deneyimlerimiz var biliyorsunuz. Şu anda barolar birliği başkanı olan Metin Feyzioğlu’nun Ankara Başkanı olduğu sıradaki sözlerinden birincisi idi. Ben pozitif ayrımcılığa inanmıyorum diye geldi. İnanmıyormuş gerçekten.

O dönemde Ankara Barosu Başkanı olduğu dönemde bir gelincik deneyimimiz var şimdi zamanımız çok kalmadı. Onu uzun uzun çok anlatamayacağız ama Ankara’da ki arkadaşlarımız biliyor. Biz gelincik için oluşturulan ilk ekipteydik ve Metin Feyzioğlu tarafından ekipten atıldık. Sadece kendisini eleştirdiğimiz için. Metin Feyzioğlu’nun fikirlerinin doğru olmadığını söylediğimiz için yani büyük hadsizlik yaptık. Kürsüden indiren Baro Başkanları yanında kurullardan atan Baro Başkanları da var. Ve daha sonra onlar Barolar Birliği Başkanı da oluyor. Biz bunlarla da mücadele etmeye devam edeceğiz. O yüzden kendimize sürekli, yol haritamızı güncelleyerek formüller üretmek zorundayız. Kendi her seçimde daha da çoğalarak taleplerimizi dile getirmeliyiz. Daha da çoğalarak, çoğaltarak, dile getirerek Genel Kurullara girmeliyiz. Tabi ki kota konusunda ısrarlı olup; genel kurul sonucunda yönetimde mutlaka kadın ve LGBTİ+ oranının belirli bir rakama ulaşması gerektiğini kabul ettirmeliyiz.

Sevinç – Ben son sözleri almadan önce birkaç arkadaşımızın daha paylaşımını okumak istiyorum. Filiz arkadaşımız; “bütün bu anlatılar ışığında baroların kurumsal anlamda anket ya da benzeri bir verileme çalışması nasıl mümkün olabilir. Tübakkom anketi örneği nasıl devam ettirilebilir?’’ Bu soruları okuma gerekçem, baro seçimleri sürecinde talep edeceğimiz şeylerin listesi artıyor. Bunları karşılıklı düşünelim diye. Bu eğitimler konusunu Evrim arkadaşımız devam etmiş: Karakollar da da toplumsal cinsiyet eğitiminin verilmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum’’ demiş. Huriye eklemiş. ‘’Baroların kadın hakları kurulları sadece danışan kadınlara hukuki destek veren merkezler olmamalı; aynı zamanda baroların kendi içindeki işleyişlerinin toplumsal cinsiyete duyarlılığını izleyebilsin.’Demiş. Bunu denemiştik Ankara’da pek kabul görmemişti. Kadın hakları merkezlerimiz “diğer” kadınlara destek sağlamak üzere çalışıyor. Ama belki bu dönemde kadın hakları merkezlerinde zorlamalar yapılabilir. Yine “saha bilgisine sahip, kadın avukatların 6284 gibi eğitimler vermesi gerektiği”nden bahsedilmiş.

YouTube’dan yapılan katkılar bundan sonra paylaşıma açık olacaktır. Biz bu yayını deşifre edip Toplumsal hukuk sitesinde de yayınlıyoruz ama şöyle bir şey yapabilir miyiz? beraber düşünelim. İstanbul’da, tüm Türkiye de kadın arkadaşlarımızın imzasına açılan bir şiddete karşı politika belgesi metni vardı. Bu politika belgelerinin belki gözden geçirilerek seçim süreçlerinde her ilin kendi özgünlüğü ile dile getirmesi sağlanabilir mi? Ya da meslek kurallarının güncellenmesi, cinsiyetçi savunmaların amasız ve fakatsız yapılamayacağını kayıt altına alacak bir düzenleme yapılabilir mi? Dayanışmayı büyütmek adına biz neler yapabiliriz? Şiddetin görünür olması için baroları birtakım çalışmalar yapmaya nasıl zorlayabiliriz? Bir anket, kadın hakları merkezlerinin faaliyet alanlarının genişletilmesi, barolar içerisinde de toplumsal cinsiyet eşitliğini gözlemleyecek bir şekilde çalışma yürütmesi gibi başlıklar öne çıkıyor.

Neziha sen İstanbul’da bir forum yapmayı planlıyorduk dedin. Biz de Ankara da benzer bir şey düşünüyoruz. Pandemi bizi engellememeli galiba. Şimdiden birbirimize söz verecek olsak, pandemi koşullarında yanyana gelmenin olanaklarını nasıl yaratabiliriz, neler yapabiliriz? Toparlayacak olursak eril barolara karşı birlikte yapabileceğimiz neler var? Ve bu süreçte yanılmıyorsam İstanbul Barosu seçimleri de 10-11 Ekim tarihlerinde. Aynı tarihlerde genel kurullara gidiyor olacağız. Bu süreçte neler yapabiliriz? Hem de son sözleriniz olarak neler demek istersiniz?

Neziha – Birçok baronun genel kurulu hemen hemen aynı tarihte olacak. Genel kurulları önergelerimizle zorlayabiliriz. Sizin Ankara da daha önce yaptığınız gibi. Bu önergeler geçtikten sonra takipçisi olmalıyız. Bunun yanı sıra sanık savunmalarıyla ilgili meslek etik kurallarının oluşturulması gerekli mevzuatın değişikliğini sağlaması için yine genel kurullarımızda önergeler verilmeli. Ayrıca genel kurullarda Ankara’yı bilemiyorum ama İstanbul Barosunda mutlaka oluyor, söz alanlar arasında cinsiyetçi, kadın ayrımcılığını körükleyen, cinsel yönelime karşı ayrımcılığı körükleyen konuşmalar yapılır. Bunlara yönelik, yaşandığı anda, ciddi bir protesto gösterilmeli. Zaten her zaman tetikte olmak zorunda kalıyoruz.  Bunları teşhir etmeliyiz. Hukuk mekanizması içerisinde şiddeti, erilliği üreten kişilerin ama sessiz kalarak ama onaylayarak dayanışma içerisinde bulunan kişilerin sosyal yaptırımlarla hukuk dünyasından yalıtılmasını sağlamalıyız.

Sevinç – Evet Zekiye senin de son sözlerini alabiliriz.

Zekiye – Neziha’nın sözlerine katılıyorum. Ekleme yapmak isterim. Barolar genel kurullarında yaptığımız, barolara verdiğimiz önergelerin, oradaki önerilerimizin gerçekleştirilebilmesi için Barolar Birliği cephesinde de mücadele vermeliyiz. Barolar birliğinin genel kuruluna hazırlık yapmalıyız. Bence Türkiye’de de bütün avukatları kapsar bir ağ oluşturup bir hazırlığımızı hep birlikte yapmalı; barolar birliğinin genel kurulunda şu somutlaştırdığımız taleplerin meslek kuralları için özellikle girmesi; yine disiplin kurullarında ayrı bir yapı oluşturulması; her baronun kabul edebilmesi için sözünü ettiğimiz komisyonların mobbing, şiddete karşı başvuru mekanizması oluşturabilmek için ortak mücadelemizi vermeliyiz. Yani bütün barolardaki avukatlar olarak bu mücadeleyi, bir ağ üzerinden örgütleyip birlikte mücadele vermeliyiz. Bu konu da belki çeşitli duyurular yapmalıyız. Bildiriler yayınlamalıyız. Biz kendimizi, derdimizi daha iyi anlatmalıyız. Kendi kendine konuşarak değil; herkese anlatmalıyız bunu.

Sevinç – Yayına katıldığınız için teşekkür ediyorum. Bu yayında konuştuklarımızı, arkadaşlarımızın da paylaştığı önerileri, görünür kılmak istedikleri sorunları derli toplu hale getireceğiz. Söyleyecek çok fazla sözümüz var, biliyoruz. Bu yayının sınırlarına sığmaz. bu konuda düşünen, mücadele edenler yayını izleyen arkadaşlarımızla da sınırlı değil. Onun da farkındayız. Kadın avukat arkadaşlarımız yaşadıkları ayrımcılığa artık yeter diyorlar. Dönüşüm süreci başladı, hem de dünyanın dört bir yanında. Kadın avukatlar olarak yolun başında da değiliz. Tam bu süreçte söyleyeceğimiz her sözün de anlamı olduğunun da farkındayız. Çoklu baro saldırısı, savunmaya yönelik saldırılara karşı mücadele içerisinde kadın avukatların mesleği ve eril yargıya da dönüştürme iddiası ile sözlerini söylemesi önemli. Biz en azından zoom üzerinden birçok meslektaşımızın katılabileceği bir forum ile önümüzdeki hafta bir araya gelmeyi planlıyorduk. Ama bence İstanbul, Ankara, İzmir, Adana her nerede arkadaşlarımız sözünü söyleyip, üretmek isteyen arkadaşımız varsa yan yana gelmenin teknik koşullarını da zorlayabileceğimizi düşünüyorum. Yapılacak, yapılması gereken birçok şey de biz epey yol aldık. Bu sözleri yan yana getirelim, büyütelim diyorum. Hepimizin de bu mücadele de yolu açık olsun. Önümüzde ki hafta ve bundan sonra da yine yan yana gelmek dileği ile. Sizlere de tüm izleyicilerimize de bir kez daha teşekkür ediyorum. Görüşmek üzere.

Zekiye – İyi akşamlar.

Neziha – İyi akşamlar.

Canlı yayın için tıklayınız:

Toplumsal Hukuk Kadın