İstanbul Barosu: Tutuklamalar laiklik savunusuna gözdağıdır

İstanbul Barosu Başkanlığı:  “Yapılan açıklamada, halkı kin ve düşmanlığa sevk eden herhangi bir ibare bulunmamaktadır. Nitekim tutuklama kararı da bu nedenle gerekçeden yoksundur. Anlatının içeriği itibariyle böyle bir sonuca varılmasına hukuken olanak yoktur”

Okmeydanı’nda Reina saldırısı sonrası “laiklik bayrağını yükseltme” çağrısı yaptığı konuşmadan sonra Ayşegül Başar ve Hamit Dışkaya isimli iki Halkevcinin tutuklanmasının üzerine İstanbul Barosu Başkanlığı’nca bir açıklama yayımlandı.

#LaiklikTutuklanamaz: Laikliği savunmaya çağıran Halkevleri üyeleri tutuklandı

“Burun sürtme cezaları”

Tutuklamaların laiklik savunusuna bir gözdağı olduğunun belirtildiği açıklamada, “hukuksal dayanaktan yoksun burun sürme cezalarına” yenisinin eklendiği söylendi.

“Konuşmada halkı kin ve nefrete teşvik eden bir ibare yok”

Açıklamada, “halkı kin ve nefrete teşvik”ten yapılan tutuklamaya gerekçe konuşma için “Yapılan açıklamada, halkı kin ve düşmanlığa sevk eden herhangi bir ibare bulunmamaktadır. Nitekim tutuklama kararı da bu nedenle gerekçeden yoksundur. Suç isnat edilen   açıklama, yukarıda anlatılmaya çalışılan duyarlılıklardan uzaklaşılarak yapılmış değildir. Anlatının içeriği itibariyle böyle bir sonuca varılmasına hukuken olanak yoktur” denildi.

İstanbul Barosu Başkanlığının açıklamasının tamamı şöyle:

Yılbaşı gecesi Ortaköy’de yaşanan terör saldırısını takiben, Okmeydanı’nda yapılan açıklama nedeniyle, orada bulunan iki yurttaşımızın gözaltına alınması ve dün tutuklanması, hukuksal dayanağı olmayan bir gözdağıdır. Bu son örnek, daha önce yargı ve emniyete sızan cemaat elemanlarının sıkça başvurdukları “özgün bir yöntemin” kopyasıdır. O dönemde de, hukuksal dayanaktan yoksun, gözaltılar ile gözdağı verilmekte ve giderek kısa/uzun tutukluluklarla, TCK’nunda yer almayan “burun sürtme cezaları” uygulanmakta idi. Öyle anlaşılmaktadır ki, şimdi de uygulayıcıların yer değiştirmesinden ibaret değişikliklerle, aynı özgün yöntemlerde tatmin aranmaktadır.
Hiç kuşku yok ki, terör saldırıları sonrasında yapılan her açıklama, özel bir duyarlılık taşımalıdır. Terörün amacını oluşturan “toplumdaki ayrıştırmaya” olanak vermeyecek biçim ve uslup kullanılması, her sorumlu kişi ve kurum için temel bir yaklaşım olmalıdır. Nitekim, İstanbul Barosunun bu konudaki duyarlılığı ve bu bağlamdaki özeni, terör olaylarını takip eden günlerde yayınladığı bildirilerde açıkça görülecektir. O bildirilerde, en küçük bir ayrışmaya fırsat vermemek adına, iktidarı bile eleştirmekten kaçınan bir dil kullanılması, bilinçle oluşturduğu “şehitlere saygısının” gereğidir.
Bu duyarlılıkları taşıyan bir hukuk kurumu olarak, bu son tutuklamanın hiçbir haklı gerekçesini bulamıyoruz. Yapılan açıklamada, halkı kin ve düşmanlığa sevk eden herhangi bir ibare bulunmamaktadır. Nitekim tutuklama kararı da bu nedenle gerekçeden yoksundur. Suç isnat edilen   açıklama, yukarıda anlatılmaya çalışılan duyarlılıklardan uzaklaşılarak yapılmış değildir. Anlatının içeriği itibariyle böyle bir sonuca varılmasına hukuken olanak yoktur.
Suç sayılan açıklama, Ortaköy terörünün resmi makamlarca da sorumlusu olduğu bildirilen İŞİD’e karşıdır. Gericilik karşısında, “laiklik bayrağının” işaret edilmesi, laikliğin “özgürlük ve kardeşlik” olarak tanımlanması, bu bağlamdaki bir mücadeleye de işaret edilmesi, asla suç oluşturan ifadeler değildir.
Bu tutuklama, yukarıdan bu yana sıraladıklarımız nedeniyle, bir gözdağıdır. Tutuklananların şahsında, onlar gibi düşünen pek çok kişi için verilmiş “büyük gözaltı”dır. Onlar, “burun sürtme cezalarının” takdir edilen infaz sürelerini takiben serbest kalsalar da, dışarıdaki “büyük gözaltı” devam edecektir.
Bu son tutuklama, İstanbul Barosu için mücadele kararlığını pekiştiren yeni bir olgudur.
Hukuk ve adalet arayışımıza, öyle bir mücadele ile ulaşacağız.
Laikliği, birliğimizin çimentosu olarak görüp, savunmaya devam edeceğiz.
İSTANBUL BAROSU BAŞKANLIĞI 
toplumsalhukuk