Hatırla, Hatırla… 4 Kasım’ı Unutma… – Av. Deniz Özbilgin

Guido (Guy) Fawkes ve arkadaşları İngiliz Parlamentosu altına yerleştirdikleri barut fıçılarını patlatarak binayı havaya uçuracakken 5 Kasım 1605 gecesi yakalandılar ve devamında idam edildiler. İngiliz tarihinde Barut Komplosu olarak geçen olay, her yıl 5 Kasım gecesi Guy Fawkes Gecesi adıyla; hem komplonun bertaraf edilmesini Guy Fawkes maskeli kuklalar yakarak kutlayan bir kitle ve hem de yine Guy Fawkes maskeleri takarak komploculara selam eden bir kitle tarafından havai fişekler ile anılmaktadır. Guy Fawkes Gecesi için “Remember Remember, The 5th of November” tekerlemesi kullanılmaktadır.

Kuvvetle olasıdır ki yıllar sonra 4 Kasım’ın ilk saatlerinde Halkların Demokratik Partisi’nin eşbaşkanları ve milletvekillerine yönelik gerçekleştirilen, olağanüstü hal kılıflı diktatörlük komplosu da “Hatırla Hatırla, 4 Kasım’ı Unutma” şeklinde anılacaktır.

 

3 Kasım’a dair bellek tazelemesi

3 Kasım 1996 günü akşam saatlerinde içinde eli kanlı katil Abdullah Çatlı, merkez sağ iktidar partisi milletvekili Sedat Bucak ve polis okulu müdürü Hüseyin Kocadağ’ın olduğu malum arabanın kazası ile devlet içindeki mafya – iktidar – polis ilişkisi hiç olmadığı bir açıklıkla ortaya saçıldı. Elbette üzeri örtülene dek.

3 Kasım 2016 günü gecesi ise bu defa cumhuriyet tarihinin en büyük ve azılı mafyası AKP[1] ve Saray iktidarının eliyle, diktatörlük inşaatının kapısını bekleyen polis teşkilatı ile inşaata harç karan adli tetikçi bir dizi savcı eliyle HDP operasyonunun yargısal kılıflarını hazırlanmaktaydı.

4 Kasım gününün ilk saatleri ile 11 milletvekili yaka paça gözaltına alındı. Bu yazının yazıldığı saatlerde ise HDP Meclis Grup Başkanı İdris Baluken’in, partinin eş başkanları Figen Yüksekdağ ve meslektaşımız Selahattin Demirtaş’ın da aralarında bulunduğu dokuz milletvekilinin tutuklandığı haberleri arka arkaya geldi.

Mafya, polis ve merkez sağ iktidarların iç içe yaşayışı 20 yıllık süreçte gelişmiş; artık kendi tek bayrak, tek millet söylemlerinin de üzerine çıkarak neredeyse tek vücut ve tek zihin olarak hareket etmekte; kanlı / kirli ellerini ovuşturarak 4 Kasım operasyonunu hazırlamaktaydılar.

 

OHAL derinleşirken ayakta kalmak üzerine…

31 Mayıs 2013 günü, 2011 yılında katledilen Metin Lokumcu öğretmenimizin Ankara anmasına katılıp, AKP protestosunun ardından arkadaşlar ile eve geldik. Yemek yiyip, Guy Fawkes maskeli bir adamın, Guy Fawkes’un 1605 yılında yarım bıraktığı işi bitirme çabasını konu alan V For Vendetta[2] filmini izleyecektik. Tam film başlamıştı ki gelen bir telefon “Kızılay’da bir şeyler oluyor, gelsen iyi olacak” dedi.

31 Mayıs 2013 akşamı Ankara… Sonrası herkesin kendi hikayesi…

Telefon bir saat geç gelse tahminen diktatörün sonunu getirilişi sürecini anlatan domino taşları sahnesini izliyor olacaktık. Filmde ilk domino taşı “(…) tahmin ediyorum bu karmaşada birileri aptalca bir iş yapacak, bunu yaptığında işler daha berbat bir hal alacak. Sonra Sutler[3] en iyi bildiği şeyi yapmak için zor kullanacak. İşte o noktada V’nin tek yapması gereken sözünü tutmak, ve sonra… Bu gece büyük gecen, buna hazır mısın, peki biz hazır mıyız (…)” repliği ile devriliyor.

Siyasal iktidarın filmin tabiri ile “aptalca işleri” bardağı taşırdı ve Gezi İsyanı başladı.

Peki, biz hazır mıydık, işte bu da herkesin kendi hikayesi.

 

***

15 Temmuz 2016 akşamı da 3 yıl önceki aynı arkadaşlar ile ekran karşısında oturmuş, hep birlikte ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Bu defa da devlet bürokrasisi içindeki tarikat örgütlenmesinin, yine filmin tabiri ile “aptalca işleri” yeni bir “berbat hal”e sebebiyet verip, “diktatörün en iyi bildiği işi yapacağı” sürecin önünü açtı. Adı malum : OHAL.

Peki, AKP buna hazır mıydı ya da biz hazır mıydık…

Olağan dışı durum birkaç saat içinde Saray / AKP iktidarı lehine dönmeye başladı.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin genç yaşının en güçsüz siyasal iktidarı için bu olağan dışılık, kendi yönetme krizini aşmada bulunmaz fırsattı. 20 Temmuz 2016 tarihli olağanüstü hal ilanı ve devamında çıkan Kanun Hükmünde Kararnameler böylesi bir durumda yaşamımıza girdi.

 

İktidar boşluğunu doldurma aracı olarak OHAL

OHAL bu coğrafyaya, hele Kürt halkına yabancı değil. 1984 OHAL ilanı[4] kamusal alandan toplumsal yaşama dek yeniden yapılandırmaya giderken, faşizmin “büyük temizlik” olarak adlandırdığı karanlık yıllar bu süreçte yaşandı.

Anayasa’nın 121. maddesi, hatta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15. maddesi OHAL’e hukuksal kılıf ise de; yürütme erki için OHAL tek başına yeterli işlev görmez. Demokrasi adına nöbetler tutuladursun, demokrasinin temel ilkesi Kuvvetler Ayrılığı’nın[5] Yürütme dışındaki iki öznesinden Yasama erkinin arkasından dolaşmak, Yargı erkinin ise üstünden atlamak için icat edilen, meclis tarafından yapılan yasalardan olmayıp, yargısal denetime tutulmayan ve fakat ne hikmetse yasa gücünde olan Kanun Hükmünde Kararnameler[6] OHAL ilanı sonrası diktatörlüğe giden yolda, tüm yetkilerin tek elde toplanması için can simidi oldu[7].

20 Temmuz 2016 tarihli OHAL ilanı sonrası 23 Temmuz’dan başlayarak 667, 668, 669 sayılı KHK’ler ile, iktidar boşluğunu dolduracak yasa gücünde düzenlemelere girişildi. Devamla 670 ve 671 sayılı KHK’ler geldi. OHAL koşullarının sebebinin darbe girişimi olması, OHAL ve KHK’lerin de darbe sürecine ilişkin olmasını gerektirirken krizdeki Saray / AKP iktidarı, süreci başkanlık / diktatörlük rejimi çatısı altında toplumu bütünüyle şekillendirmek, el değmişken toplumsal muhalefeti de cezalandırmak için kullanmaya başladı bile.

Barış İçin Akademisyenler’in faşizme karşı sessizlik içinden çıkan umut imzaları da, Saray / AKP iktidarının vazgeçilmezi sansüre ek olarak hukukçu cüppesi giyen adli tetikçileri eliyle Özgür Gündem’den DİHA ve JİNHA’ya dek onlarca özgür basın öznesini hedef alması da ancak faşist bir zekanın denemeleriydi. Kamusal alanda sadece işi biten cemaat kadrolarının değil, muhalif kamu emekçileri başta olmak üzere önümüzdeki dönem ayak bağı olmaya aday tüm unsurların tasfiyesi için bir fırsattı.

OHAL bahanesi ile bir başka yasal ve yargısal denetimden kaçma aracı olan Torba Yasa da AKP için neoliberalizme koşulsuz hizmet yolunda yürürlüğe alındı.

Kamusal alanın düzenlenmesi ve darbecilerden arındırılması gerekçesi ile çıkartılan KHK’ler dışında kamuoyunda Hadım Yasası[8] adıyla bilinen ve cinsel suçları hastalık olarak görerek, suçu değil suçluyu yok etmeyi amaçlayan, bu haliyle de hiçbir yaraya merhem olmayacak yönetmelik, Saray / AKP zihniyetinin OHAL’e sığdırdığı bir yasal düzenleme oldu.

Nihayet 29 Ekim gecesi Resmi Gazete’de yayımlanan 675 sayılı KHK ile de 10 binin üzerinde kamu emekçisi çeşitli fişlemeler, ihbarlar, gizli tanıklıklar gerekçe gösterilerek ihraç edilirken; bir yandan da güvencesiz çalıştırılmanın, kadro dışı sözleşmeli kamu emekçisi işgücünün ve her an sözleşme feshi ile işten atılma tehdidinin ve bu şartlar altında bir kamu hizmeti üretimi sisteminin önü açılmış oldu.

676 sayılı KHK ise avukatlık mesleğinin uygulama alanını sadece eli sopalı muktedirin takdirine bıraktı. Savunma hakkı, adil yargılanma hakkı, yargısal yollara etkin başvuru hakkı gibi uluslararası hukuktan gelen haklar ile masumiyet karinesi[9] gibi ceza yargılamasının en temel evrensel ilkeleri rafa kaldırıldı.

 

Domino taşları

V For Vendetta filmine dönecek olursak, diktatörlüğün kendi sonunu getiren her bir hamlesi esasen bir sonraki hamleyi tetikleyen ve sona bir adım daha yaklaştıran hareketler zinciri. Lakin, tepkisizlik ya da sindirilmişlik ile sadece izleyici konumundaki halklar elbet bu domino dizimi içinde bir yerde taşların yerini oynatabilecek kudrete de sahiptir.

Barış İçin Akademisyenler sürecinde izleyici kalan diğer kamu emekçileri bugün listeler halinde ihraç ediliyor, Cizre ve Sur yanarken bir kova suyu esirgeyenlerin evinin kapısına ateş sıçrıyor, Sendika.Org’dan Sendika11.Org’a uzanan sansür sürecini görmezden gelip DİHA’nın sayısı takip edilemeyen kapatmalarına gizliden sevinen bir kısım Cumhuriyet okuru güne gazetesinin yayın kurulunun tam kadro gözaltında olduğu haberi ile uyanabiliyor. 4 Kasım aynı zamanda Cumhuriyet Gazetesi gibi bir geleneğin yazar ve çizerlerinin diktatörlüğün cüppeli tetikçilerin huzuruna çıkartılarak savunmalarının alındığı tarih olarak da bizim kendi saatli maarif takvimlerimize işlenecektir.

Dün seçilmiş yerel yöneticilerin tutuklanabildiği bir demokrasi anlayışına itiraz edemeyenler, bugün AKP / Saray iktidarının ne giyeceği, nerede yaşayacağı, nasıl yaşayacağı kıstasları sonrası şimdi de kime oy vereceği yönündeki irade ipoteğine ses edemeyecek halde buluyor kendini. Domino taşlarını birbirini devirmeye devam edecek, anlık bir hamle ile aradan bir tanesini çekip diktatörlüğün inşaası sürecini tıkamadığımız sürece…

Toplumdaki yaygın inanışın aksine hukuk bitmedi. Aksine memlekette Cerrattepe’den Soma’ya, Cizre’den TBMM’ye her ne cinayet varsa işlenen; hukuk eliyle işleniyor.

Hatırla Hatırla… 4 Kasım’ı Unutma…

4 Kasım bir milat olsun. 4 Kasım’da hukukta savunma bitti.

Şimdi toplumsal muhalefetin avukatlığını kendi iddianamelerimiz ve kendi çürütmemiz gereken hasmane isnatlar yerine kendi iddialarımızla üstlenme zamanıdır.

(…) İşte o noktada V’nin tek yapması gereken sözünü tutmak, ve sonra… Bu gece büyük gecen, buna hazır mısın, peki biz hazır mıyız (…)” repliği ile bitirirsek; darbe bahanesi ile evrensel kuralları ve tarihsel kazanımları askıya alan, başkanlık tartışmalarına sıkıştırılmış bir diktatörlük inşaasını kendi hukuk tanımaz hukuku ile desteklemeye çalışan Saray / AKP iktidarına karşı darbe ya da diktatörlük kamplaşmasına sıkışmadan sözümüzü tutup, tarihsel kavgamızda siyasal, hukuksal ya da en basit yaşamsal biçimi ile safımızı güçlendirmek zamanıdır.

 

Av. Deniz ÖZBİLGİN

 

 

[1] Cumhuriyet Gazetesi baskını ile ilgili olarak konuşan gazeteci Ahmet Şık “AKP menfaat temelli bir mafyadır, kitaplara konu olan, filmlerde izlediğiniz, çeşitli davalarda konu edilen mafyatik suçların hepsini AKP yapıyor” dedi.

[2] Alan Moore’un yazıp, David Lloyd’un hayat verdiği çizgi roman, Wachowski kardeşlerin sinemaya uyarlaması ile 2006’da gösterime girmiştir.

[3] V For Vendetta öyküsünde İngiltere’yi yöneten faşist diktatör Adam Sutler, az biraz da kırpık bıyıklı.

[4] 19 Temmuz 1987 tarihli OHAL, 2002 yılına dek çeşitli değişiklikler ile yürürlükte kalmıştır.

[5] Aristoteles’in 2350 yıl önce yazdığı Politika adlı eserinde tarif ettiği Kuvvetler Ayrılığı ilkesi ve yöntemi uyarınca, siyasal gücü kullanma kuvveti (Yürütme) ile kuralları koyan kuvvet (Yasama) ve uygulamaları denetleyen kuvvet (Yargı) birbirinden bağımsız olmadıkça demokrasi usulünce işletilemez.

[6] Hitler’e 28 Şubat 1933’te yasaları atlayarak, kararname ile ülkeyi yönetme yetkisi verildi. 23 Mart 1933 tarihli ilk KHK ile diktatör fermanı, yasa gücünde uygulanır hale geldi.

[7] 12 Eylül diktatörlüğü de Kasım 1982 ile Aralık 1983 arasında 145 KHK ile yasama ve yargı organlarını devre dışı bırakarak ülkeyi yönetmişti.

[8] Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlardan Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkında Yönetmelik 26.07.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

[9] Presumption Of Innocence : Suçluluğu ispat edilinceye dek her birey suçsuz kabul edilecektir.