Eski Edepsiz Saray’ın Çizgisinde – Av. Fatma Girgin

Baro seçimleri yaklaşıyor ve eylül-ekim aylarında tüm barolar seçime gidecek ve hem kendi baro yönetimlerini hem de Türkiye Barolar Birliği (TBB) yönetimini seçecek delegasyonlarını seçecek. Elbette TBB seçimlerinde delege sayısı daha fazla olan büyük barolar önemli rol oynamakta. Görünen o ki Metin Feyzioğlu yeniden aday olacak. Peki avukatlar Feyzioğlu’nu desteklemeli mi? Ya da şöyle soralım yeni dönemde toplum TBB ve Başkanı Fezyioğlu’ndan umut beklemeli mi?

Kürt sorununda aldığı tavır Saray/AKP çizgisi ile paralel olan de Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, darbe girişiminin ardından çizgiyi tamamen sahiplenerek “Cumhurbaşkanımız büyük bir liderlik örneği gösterdi” demişti. Aynı Feyzioğlu Barış İçin Akademisyenler bildirisine imza atan “sözde aydın kalıntıları” diyerek Erdoğan’a desteğini sürdürmüştü.[1] Uzun süredir devam eden ve 15 Temmuz sonrası ayyuka çıkan Saray/AKP iktidarının devletin diğer tüm kurumları olduğu gibi yargıyı da kendi arkasında konumlandırma çabalarına da destek yine ondan geldi.

Feyzioğlu, katledilen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin cenazesine dahi katılmaktan imtina eden kimi baro başkanlarıyla 16 Ağustos’ta, kendisine bir önceki yıl adli yıl açılışında “edepsiz” diyen Erdoğan’ın Kaçak Saray’ının yolunu tuttu. Bu görüşme sonrası kendisinin “müjde” olarak nitelendirdiği sonuç ise zaten bağımsız ve tarafsız olmadıkları tescilli yüksek yargı başkanlarıyla ortak adli yıl açılış töreni yapacaklarını duyurmak oldu. TBB heyetinin bu ziyaretinden de güç alan Yargıtay açılışın Saray’da yapılacağını açıkladı. Saray ziyareti sonrası kendisine “kuvvetler ayrılığı” ilkesinin[2] ne anlama geldiğini hatırlatan meslektaşlarının tepkisinden olacak ki TBB Yönetim Kurulu bu törene katılmayacaklarını duyurdu.

Feyzioğlu Cemaat yapılanmasının yargının ve devletin her kademesinde yapılanmasında iktidarın oynadığı rolü ve Saray/AKP iktidarının yargıya müdahalesini görmezden gelerek “Adil yargılanmayı kim sınırlandırıyorsa kripto FETÖ’cüdür” açıklamasıyla iktidarı aklama yoluna gitti.

İktidarın, Cemaat ile “mücadele” kapsamında ilan edildiği ileri sürülen cadı avına dönüştürülen OHAL ilanı ve peşi sıra çıkarılan OHAL KHK’leriyle gerçekleştirilen hak ve özgürlük gaspları, demokrasinin askıya alınması, gözaltı süresinin 30 güne çıkarılması, avukat – müvekkil görüşmelerinin sınırlandırılması ve özellikle son süreçte karakollarda, cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri, işkenceler Feyzioğlu’nun gündemine dahi girmedi. Ülkedeki hakim açığı ile ilgilenmekle yetindi..

Türkiye Barolar Birliği’nin başına çöreklenen Feyzioğlu başkanlık yaptığı ilk günden bu yana meslektaşlarının sorunlarından çok her dönemin insanı olarak gündemine göre tavır sergiledi ve hareket etti. Yeri geldi Ankara’yı parsel parsel satan Melih Gökçek ile el ele verip “terörü lanetledi” yeri geldi Tahir Elçi’nin bir televizyon programında sarf ettiği sözlerden dolayı meslektaşın ifade hürriyetinin arkasında durmak yerine Elçi’ye saldıranlar kervanına katıldı.  Hayattayken sahip çıkmadığı Elçi’nin cenazesinde boy gösterdi.

Bugün Saray/AKP faşizminin karşısında; 2009 yılında Münevver Karabulut cinayetinde katil Cem Garipoğlu’na yardım eden amcasının avukatlığını üstlenen yine aynı yıl Bursa Kemalpaşa’da yaşanan işçi katliamında hayatını kaybeden 19 işçinin değil patronun avukatlığı üstlenen, Feyzioğlu’ndan umut beklemek gereksizdir.[3]

Bugün katledilen kadınların, Gezi’de katledilen Ali’nin, Ethem’in, Abdocan’ın, Mehmet’in, Berkin’in, Ahmet’in, Medeni’nin, Hasan’ın, Soma’da-Ermenek’te katledilen işçilerin, Reyhanlı’da, Diyarbakır’da, Suruç’ta Ankara’da, İstanbul’da katliamlarda hayatını kaybedenlerin, Cerattepe’de doğasına sahip çıkanların, yani halkın hakları mücadelesi verenlerin avukatlığını yapan avukatlardan umut beklemek gerekir.

Av. Fatma GİRGİN

 

[1] Feyzioğlu’nun bu açıklamasının ardından TBB İnsan Hakları Merkezi Bilim Danışma Kurulu’nda yer alan bir çok akademisyen ve avukat istifa etmişti.

[2] Aristoteles’in 2350 yıl önce yazdığı Politika adlı eserinde tarif ettiği Kuvvetler Ayrılığı İlkesi uyarınca, siyasal gücü kullanma (Yürütme) ile kuralları koyan (Yasama) ve denetleyen (Yargı) kuvvetler birbirinden bağımsız olmadıkça demokrasi usulünce işletilemez.

[3] Burada şunu da belirtmek gerekir: elbette savunma hakkı en kutsal bir haktır ve herkes bu haktan faydalanmalıdır. Ancak Ankara’nın vergi rekortmenleri arasına giren Feyzioğlu’nun Türkiye Barolar Birliği başkanlığı gibi önemli ve değerli bir kurumun başkanlığını yaparken bu tip toplumsal davalarda toplum vicdanını rahatsız edecek biçimde taraf olması kabul edilemez.

 

Bu yazı Halkın Sesi gazetesinin 267. sayısından alınmıştır.