DDK ile kuşatılacak hukuk – Av. Atilla Kart (Cumhuriyet)

16 Nisan’da oylanacak anayasa taslağının 16/ç maddesinde, Devlet Denetleme Kurulu’na ‘idari soruşturma yapma’ yetkisi getiriliyor. Böylece, yargı organları dışında, tüm kurumlar yönünden DDK’nin ‘idari soruşturma yapma’ yetkisi kabul ediliyor

Taslağın vahim tablosu içinde öne çıkan Devlet Denetleme Kurulu’yla ilgili olanı biraz açalım ve kamuoyunun ve meslek kuruluşlarının dikkat ve çalışmalarını bu konuya çekelim.

Anayasa taslağı kabul edilirse, Devlet Denetleme Kurulu, idari soruşturma yetkisiyle, tüm sistemi vesayeti altına alacak.

Soruşturma yetkisi

Taslağın 16/ç maddesinde, Devlet Denetleme Kurulu’na “idari soruşturma yapma” yetkisi getiriliyor. Böylece, yargı organları dışında, tüm kurumlar yönünden DDK’nin ‘idari soruşturma yapma’ yetkisi kabul ediliyor. Bu düzenlemenin anlam ve sonuçları şudur: Mevcut 108. madde, doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlı olan DDK’nin, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında… kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında… her düzeydeki işçi ve işveren kuruluşlarında… kamuya yararlı dernekler ve vakıflarda… her türlü “inceleme, araştırma ve denetleme’ yapma yetkisini içeriyor. Gerek 30 yılı aşan uygulamada ve gerek anayasa doktrininde bu yetkinin ‘istişari’ nitelikte ve olayın özelliğine göre ‘ön rapor’ niteliğinde olduğu kabul edilir. Getirilen düzenleme ile artık bu kurula idari soruşturma yetkisi tanınıyor.

Savcılıklar kuşatılacak

Böylece 108. maddede sayılan tüm kurumlar, bu bağlamda Barolar Birliği, Türk Tabipler Birliği, TMMOB gibi meslek kuruluşları başta olmak üzere tüm sendikalar, çalışma örgütleri, üniversiteler gibi kurumlar hakkında yapılacak idari soruşturmalar, idari anlamda kesin olacak, adli anlamda ise fiili olarak bağlayıcı olacaktır. Savcılık makamları, bu raporlar üzerinden kuşatılmış olacaktır. Bu raporlara aykırı olarak, adli yetkilerini serbest bir şekilde kullanamaz hale geleceklerdir.

Yargı ikinci kez kurban

Devlet Denetleme Kurulu, kuvvetle muhtemeldir ki Türkiye genelinde yapılanacak ve egemen hale gelecektir. Böyle bir yapılanma halinde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Anayasa Mahkemesi üzerinden zaten kuşatılan yargı, Devlet Denetleme Kurulu üzerinden de mutlak anlamda kontrole tabi tutulacaktır. Savcılık makamları, DDK’nin düzenlediği idari soruşturmayı etkisiz kılacak bir şekilde, soruşturma yapmaya cesaret edemeyeceklerdir. Cumhurbaşkanlığı’nın, yargıyı kontrol etmesi böylece kurumsal hale gelecektir. On binlerce üyesi olan ve seçimle göreve gelen Barolar Birliği, Tabip Odaları, Mühendis Odaları yönetimlerinin atanmışlar tarafından denetimi ve görevden alınması söz konusu olacaktır. Bu düzenlemede örtülü olan en önemli amaçlardan birisi budur.

Kararnameler devrede

Vesayet rejimini yok etme iddiası ve söylemini 15 yıldan bu yana dile getiren siyasi iktidarın, bu söylemlerinde samimi ve tutarlı olmadığı, aksine bu ve benzeri söylemlerin tümüyle algı yaratma amaçlı olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor.

Bu vahim tabloyu daha da derinleştiren bir diğer konu da mevcut. “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” başlıklı 41 ila 65. maddelerdeki haklar konusunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile her türlü düzenleme yapılabilecektir. Bu bölümde aile, eğitim ve öğrenim hakkı, toprak mülkiyeti, tarım ve hayvancılık, kamulaştırma, devletleştirme ve özelleştirme, çalışma ve sendika hakkı, grev hakkı ve ücret, sağlık hizmetleri, gençlik ve spor, sosyal güvenlik hakları, tarih-kültür ve tabiat varlıklarının korunması, sanat ve sanatçının korunması yer alır. Bu maddelerin düzenlediği alanların genişliği göz önüne alındığında, böylesine devasa bir alana, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve bağlı olarak Devlet Denetleme Kurulu eliyle doğrudan hükmetmek, yönetmek ve devamında idari, adli yaptırımların uygulanmasını sağlamak mümkün olacaktır. Nispi olarak mevcut olan örgütlü ve çoğulcu yapı tümüyle yok edilecektir.

14-15 yıllık iktidar uygulamalarında, bu amaca yönelik muhtelif uygulamaların yapıldığı ve mesafe alındığı biliniyor.

Hukuka sahip çıkın

Tüm bu nedenlerle meslek kuruluşlarına, üniversitelere, işçi ve işveren meslek kuruluşlarına ve halkımıza bu tabloyu görün, geleceğimize, hak ve hukukumuza sahip çıkın diyoruz. Muhalefet konumundaki siyaset kurumunun bu konuyu öne çıkararak, kamuoyunu bilgilendirmesi ve uyarması gereği vardır. Böylesine kritik unsurlar içeren bir konunun kamuoyuna yansıtılamadığını görüyor ve kaygı duyuyoruz.

“Bağımsız yargı” yetmez, ‘tarafsız yargı da’ gerekir diyenlerin, ortada “bağımsız ve tarafsız yargı adına” hiçbir şey bırakmadıkları görülüyor. İnanıyoruz ki, halkımız, engin sağduyusuyla, bu oyunu görecek, “hayır” diyecek, Cumhuriyetin kazanımlarına, Türkiye’nin barışına, egemenliğine ve bütünlüğüne sımsıkı sarılacaktır.

*Atilla Kart – Hukukçu, CHP eski Konya milletvekili