Çevir Baro’yu Tersine Dönsün!¹ -Av. Sevinç Hocaoğulları

AKP/Saray iktidarı rejimi gericiliği, kadın düşmanını, ırkçılığı derinleştirerek inşa etmek isterken her alanda olduğu gibi hukuk alanında da karşısına hak savunucuları çıkıyor.

Ankara Barosu seçimi kuvvetler ayrılığı ilkesinin şekli anlamda dahi yok sayıldığı, Erdoğan’ın kendisini yargının da başı ilan ettiği, işkencenin iktidar tarafından alenen savunulduğu, önce fiili uygulamalar ardından OHAL ve KHK’ler ile hukuki güvencelerinin yok edildiği, avukatlık mesleğinin itibarsızlaştırıldığı bir süreçte gerçekleşti.

Diktatörlük hukukuyla devletin bütün kurumlarıyla yeniden inşa edilmek istendiği bu süreçte meslek örgütümüz Barolar da elbette iktidarın hedefinde. Bugüne kadar “ulusalcılık” “laiklik” bayrağını taşıdığı iddiası ile AKP gericiliğinin baş düşmanıymış gibi hareket eden Türkiye Barolar Birliği’nin(TBB) başkanı Feyzioğlu’nun AKP/saray iktidarının karşısında topuk selamı durması gericiliğin, savaşın, hukuksuzluğun “Yeni Türkiyesi”ne tam “mutabakat” anlamına gelirken bu siyaset Ankara Barosu seçimlerinde temel saflaşmalarından birini oluşturdu. Çünkü Feyzioğlu’nun topuk selamı durduğu saray savaş diyordu. 30 gün gözaltı süresi diyordu. Sokağa çıkma yasağı, OHAL diyordu. Kadınlar eşit değildir diyordu. İşkenceyi, idamı savunuyordu. Mezhepçilik diyordu.

Kişisel çıkarları için Saray’a selam duran Feyzioğlu TBB Başkanlığını garantilemek için Ankara Barosu yönetimine de belirlemeye çalıştı.  Demokratik Sol Avukatlar(DSA) Grubu’ndan, bir önceki dönem kendisine karşı seçim kazanan mevcut Baro başkanı Hakan Canduran ile ittifak yaparak kendisini seçecek bir delegasyon listesi oluşmasını sağladı. Bu durum Saray politikaları karşısında Ankara Barosu’nun ve TBB’nin pasif/destekçi konumunun devamı anlamına gelecekti.

Bizler ise, hak mücadelelerinin, barışın, insan haklarının savunucusu hukukçular olarak sokakta, adliye koridorlarında, cezaevlerinde oluşturduğumuz mücadele zemininde bir araya geliyorduk ve bu birliktelik üzerine demokratik, özgürlükçü, cinsiyet eşitlikçi bir hukuk mücadelesini ve baroyu inşa etmek iddiasıyla yola çıktık. Biz varız, Sarayın, savaşın, katliamların, hak gasplarının avukatı olmayacağız dedik.

Hak mücadelesini kadın, LGBTİ, ekoloji, çocuk hakları, insan hakları gibi mücadelenin farklı alanlarında büyüten bizler bu zemini güçlendirmeyi kendimize bir görev bildik. Gün geçtikçe otoriterleşen rejimin karşısında mücadeleyi ortak büyütme eğilimi yalnızca Ankara Barosu seçimlerinde değil, İstanbul Barosu seçimlerinde de Özgürlükçü Çağdaş Avukatların(ÖÇAV) birlikteliğiyle yaşam buldu. Hatta seçim sürecinden bağımsız olarak İstanbul’da oluşturulan OHAL’e karşı hukuk örgütlerinin bir araya gelişi de ortak mücadele ihtiyacının ve iradesinin bir göstergesiydi.[2]

Hedef bu olunca ilk destek, hak savunucularından geldi. Soma katliamında yakınlarını kaybedenler, yangın merdiveni dahi olmayan İş Mahkemesinde yaşam güvencesi olmadan çalışan avukatına desteğini sundu. Yine sendika üyesi olduğu için işten atılan işçilerin güvence talebi önce dayanışma mesajında ve genç avukatların kürsü konuşmasında yankılanıyordu. Kadına yönelik şiddet davalarını takip eden avukatının eşitlik mücadelesini selamladı kadınlar.  Rengini savunucusu olduğu barıştan, eşitlikten, adaletten aldı ÖÇAV. Bu nedenle de umut oldu.

Seçim çalışmasında kadın avukatlar sürükleyici oldu.  Yönetim kademelerinde %50 eşit temsil, hukukun ve meslek örgütün cinsiyet ayrımcılığından arındırılması için verilen önergeler, seçim sonrası için kadın örgütleri ve üniversitelerin kadın Sorunlarını Araştırma Merkezleri ile yürütülecek çalışma hedeflerinin belirlenmesi kadın avukatların, kadın davalarında doğal dayanışma eğilimlerini büyütme iddiasının sonucuydu.

Bu bir araya geliş kendisini iki günlük Genel Kurul’da katılımıyla, konuşmalarıyla, önergeleriyle, işkenceci Nuh Mete Yüksel’i göndermesiyle, her biçimiyle ifade etti. Oysa baronun siyasi iktidara yedeklenen çizgisi avukatlara hiçbir şey vadetmediğinden genel kurul açılış yeter sayısı olan %10’luk katılımı oldukça zor sağladı. Oy kullanma oranları da düşüktü. Bir önceki genel kurula iki liste ile giren DSA geçen yıla göre toplamda daha az oyla yönetimi kazandı. Milliyetçilik artıyor denmesine rağmen milliyetçi oylarda artış yaşanmadı ve AKP’lilerin listesi iktidardan aldığı destek ve para gücü ile yaptığı reklamlara rağmen kullanılan oyların sadece %10’unu aldı. Hatta artan avukat sayısı düşünüldüğünde her iki grup geriledi. Bu seçim tablosu içerisinde bir araya gelen bizler ise seçim süreci gibi seçim sonuçlarıyla da umut olduk.

Genel kurul elbette Ankara Barosu seçimlerine dair daha söylenecek çok söz var. “Biz Varız” diyenler diktatörlüğün karşısında durma çabası içerisinde olanlara, umut olduk, güç verdik. Seçim tartışmalarıyla birlikte başlayan süreç bir yanıyla kendimizi, savunmayı, mesleğimizi sarayın saldırılarının karşısında savunmanın birlikteliği idi. Ama tek başına değil. Bu alt üst oluş döneminde bizler meslek örgütümüzü de yeniden inşa edebilir miyiz diye sorduk birbirimize. Yanıtımız evet oldu. Şimdi seçimlere birlikte girdiğimiz birlikte dövüştüğümüz meslektaşlarımızla emniyette, cezaevinde, adliyede dövüşmeye kaldığımız yerden devam edeceğiz! Özgürlük, adalet, eşitlik mücadelesini hukuk alanında da büyütecek Biz Varız demeye devam edeceğiz!

Av. Sevinç HOCAOĞULLARI

[1] Seçim sürecinin sürükleyicisi olan kadın avukatlar, seçim günü sandığa gidenleri “kadınlar vardır” şarkısıyla karşılayıp “sarayın, savaşın, gericiliğin” barosunu “tersine çevirmeye” çağırdı

[2]Ankara Barosu seçimlerinde, ÖDP’li avukatların belirleyeni olduğu Savunma Hareketi grubunun bu bir araya gelişin parçası olmaktan imtina etmesi, milliyetçi/”ulusalcı” eğilimlerle bir araya gelirken yurtsever avukatlarla bir araya gelmemesi ayrı bir değerlendirmeyi hak ediyor.

 

Bu yazı Halkın Sesi gazetesinin 269. sayısından alınmıştır.