Avukatlık Mesleğinin ‘Niteliksizleşmesine’ Marksist Bir Yaklaşım Denemesi – Av. Deniz Can Aydın

Niteliğin dönüşümü ve mesleki vasıfsızlaşma, teknik mesleki reforme çabaları ile düzeltilebilecek şeyleri işaret etmiyor; keza düzenin kendisi bizzat bu niteliksiz/vasıfsız meslek proleterlerini yaratmak eğilimi ile devamlılığını sağlıyor. Piyasalaşan meslek, icra dairelerinde mühür vuran ya da tevkil ile duruşmadan duruşmaya koşturan avukatın öznel yapısını silikleştiriyor; nesnel açıdan emekçi tipini tek-düzeleştiriyor.

Karl Marx’a göre toplumun büyük bir çoğunluğu, yaşamını idame ettirmek üzere kar sağlamak amacıyla üretilen mal yahut hizmetlere ihtiyaç duyuyor ise o toplumda hâkim ilişki biçimi kapitalist üretim ilişkileridir. Bu bağlamda üretim güçlerinin altyapı ilişkisini tarif ettiği ekonomik düzende üretim ilişkilerinin çeşitli tezahürler (ideoloji, kültür, hukuk, devlet vb.) ile üstyapı ilişkisini tarif ettiği gerçeği, klasik Marksist yaklaşımda en eski sonuçlardan birisidir.

İktisadi bağlamda değişen ve gelişen dünya, elbette ki üretim ilişkileri açısından yeni tahlillere, tespitlere ve sonuçlara gebe olmuştur. Şüphesiz bu tartışmalar Marksistlerden azade değildir. Ancak kapitalizmin toplumsal yaşama sirayetini anlamak için yaşamın her alanına temas eden bütünlüklü bir düzeni işaret ettiğini anlamak gerekir. Kapitalist üretim ilişkilerinin gelişim gösterdiği bir düzende ise en küçük ekonomik üniteden merkezileşmeye yönelen en büyük ekonomik ünitelere kadar her türlü sömürü ilişkisi; işbu bütünlüklü düzenden payını alacaktır.

1970 ortalarından sonrası için gelişim seyri net bir şekilde tahlil edilebilen neoliberal kapitalizmin hâkimiyeti ve dönüşümü; en küçük ekonomik üniteler başta olmak üzere toplumsal işbölümü ve “meslek” kavramında da önemli dönüşümlere yol açtı. Özellikle üretim ilişkilerinde bilgi teknolojilerinin kazandığı önem; neoliberal saldırganlığın “küresel” olarak yükselişi, bu yükseliş ile paralel proleterleşme dalgasının genişleşmesi, dijital emek/teknolojik ilerleme; toplumsal temelde mesleklerin dönüşümünü de önemli ölçüde etkiledi. Gelişen noktada bu düzen tarifinin, avukatlık nezdinde yarattığı nitelik tartışması gerçeğini; bu kavramlar ışığında değerlendirmeye çalışacağız.

“Doğru Soru Hangisi: Avukatlıkların “Vasıfsızlaşması”/”Niteliksizleşmesi” mi, Sermayenin ve Düzenin İkame Edilebilir Emekçi Yaratımı mı?”

Kar kavramı, iktisadi açıdan tarih boyunca yalnızca kapitalizme özgü bir kavram olmamıştır. Dolayısıyla tek başına ayırt edici bir unsur değildir. Ancak kapitalist üretim ilişkilerinin tarifinde sermaye, kar ve yatırım kavramlarının kapitalizme özgülenmiş bir birlik içerisinde yer aldığı görülür. Kar kavramı, bu kavramlar ile birlikte değerlendirildiği zaman, içerisinde bulunduğumuz düzeni anlamak açısından doğru yere oturacaktır.. Üretim şartlarını haiz olanlar tarafından kaba haliyle yaşamsal giderleri karşılayacak kadar ödenen meblağ ücret; karşılığında satın alınan değer ise emek gücü olarak vuku bulur. Kar ise bu değerler üzerinden kazanç sağlanan artık değerin parasal karşılığını işaret eder. Üretim-emek gücü-sömürü denkleminin; neoliberalizm ile birlikte proleterleşme dalgasının “beyaz yakalı” sınıfa doğru genişlemesi neticesinde avukatlık mesleği için de temel bir yasa olarak hâkim olgu olmaya başladığı görülmektedir. Kar güdüsü, mesleği ve meslektaş emeğini meta olarak dönüştürmeye başlıyor. Neoliberalizm sınırlarını ilerlettikçe, karşısında proleterleşme dalgası da o denli büyüyor.

Bilgi teknolojilerinin ve dijitalleşmenin hâkim olmaya başladığı neoliberal kapitalist ekonomik düzenin tesisinde mesleklerin ayırt edici unsurlarının bireyler nezdinde yok olmaya başladığı görülür. Sanayileşmeyi takip eden yoğun teknolojik atılımlar; önemli bir sermaye birikimi ve kar ilişkisi tesis etmekle birlikte emeğin sunuluş biçimini de tekdüzeleştiriyor. Bu bakımdan emekçinin vasıfları tek-düze bir hal alıyor, “vasıfsızlaşma” hâkim olgu oluyor.

Klasik kapitalist dönemin gelişim seyrinde bir proleter için makineleşme sistemi ile birlikte zanaat temelli emeğin bozulması hangi düzlemde gerçekleşiyor ise; bugün de kapitalizmin farklılaşmış bir tezahürünü yaşasak bile proleterleşme dalgası sonucunda emeğin tek-düzeleşmesi/emeğin/emekçinin sıradanlaşması aynı yasa çerçevesinde gerçekleşiyor. Bu tespiti şu şekilde açmak mümkün:

Yukarıda açıkladığımız üzere kar amaçlı sömürü düzenini esas alan kapitalizm, sistemli bir sömürü ilişkisini esas alır. Sömürü ilişkisinin sistematik hali ise tek başına/büyük oranda bireysel-öznel emeği esas alamaz; keza sistemli bir sömürü düzeninin varlığı öznel niteliklerden ziyade sisteme uydurulmuş nesnel emek varlığına içkindir.

Marksist iktisadi yaklaşıma göre kapitalist üretim ilişkilerinin özünde proleterleri; birbirinin yerine rahatlıkla geçebilecek şekilde ikame edebilecek, tek düzeleşmiş bir kitle haline indirgemek eğilimi vardır. Sistemin devamlılığını öznel-bireysel yetenekler değil de genel ve ikame edilebilir becerilere dayanan bir sınıfın varlığı ile sağlamak eğilimi, kapitalizmin kar güdüsü bağlamında oldukça anlaşılır olmaktadır. Keza genel ve ikame edilebilir becerilere sahip bir “işçi” hem ucuz iş gücünü ifade eder; hem de olası bir olumsuzluk halinde yeri kolayca doldurulabilir bir kişidir.  Tabir-i caiz ise o “proleter” kişiden ikame edilebilir olan onlarcası vardır. (bkz. Ursula Haws- Küresel Dijital Ekonomide Emek, Georg Fülberth – Kapitalizmin Kısa Tarihi)

Bu değerlendirmeyi avukatlık mesleği ile birlikte ele aldığımız zaman durum daha da anlaşılır olmaya başlıyor. Avukatlık mesleği için uzun yıllardır tartışma olarak süren “vasıfsızlaşma”, “avukat enflasyonu” yahut işçi avukatlık gerçeği, aslında birçok yüzeysel başlığın altında problemin düzenin ta kendisinde olduğu gerçeğine işaret ediyor. Onbinler ile ifade edilen avukat sayısı için çözüm olarak  birçok husus ileri sürülüyor. Avukatlık sınavından tutun da hukuk fakültelerinin eğitim niteliğine, baroların işçi avukat-patron ilişkisi için “arabulucu” gibi tutum almasından meslek içi eğitimlerin arttırılmasına kadar onlarca çözüm, sorunun özünde yer alan yatan temel problemi çözmeye yönelmiyor. Keza bu çözüm çabaları önemsiz olmamak ile birlikte; temel problemi ortadan kaldırmaktan ziyade onu bir nebze reforme edebilmek kaygısı taşıyor.

O yüzden temel problemin adını doğru koymak gerekiyor. Bugün piyasalaşma ve sermayenin kar güdüsü ile emek sömürüsü biçimleri yoğunlaştıkça; proleterleşme dalgası yükseliyor; bundan avukatlık mesleği de payını alıyor. Piyasada işsiz olan on binlerce genç avukat, tek başına avukatlık sınavının uygulanmaması yahut hukuk fakültelerinin niteliksiz olması sebebiyle işsiz gezmiyor ya da işçi olarak emeği sömürülmüyor. Nitelikli eğitim verdiği söylenebilen az sayıda hukuk fakültesinden mezun olup da işsiz olan yahut karın tokluğuna çalışan onlarca avukat mevcut. Sorun sistemin ta kendisinde, sorun bu düzende.

Meslek piyasalaştıkça, avukatlık mesleği için kar – emek sömürü ilişkisi patron avukatlar/avukatlık “şirketimsi” yapılar tarafından tekelleştikçe; ihtiyaç duyulan avukat tipi de o kadar tek-düzeleşiyor. Adliye içerisinde gördüğümüz yüzler ve görünümler bile benzerleşiyor.

“İcra Ağırlıklı Büroda Çalışacak Avukat Aranıyor”

Son dönemdeki meslek ilanlarına baktığımızda dahi bu durum anlaşılır oluyor. “İcra ağırlıklı büroda çalışacak avukat aranıyor” ilanları hepimizin malumu. İlanda aranan tek vasıf icra ağırlık bir büroda çalışmak isteği, bir başka talep yok. Yahut sadece duruşmalara girecek avukat aranıyor ilanları… On binlerce işçi avukatın mecbur kaldığı çalışma prensibi; on binlercesinin de işsizlik gerçeği ile yüz yüze kaldığı piyasanın en önemli gerçeği burada yatıyor.

Mesleki açıdan vasıflaşma ve avukatlık mesleğinin niteliği olarak ifade edilen husus; bir anda sermayenin ve düzenin gerçeği ile yüzleşiyor. Burada ise vasıfsızlaşma ya da nitelik kaybının sebebi daha da sorgulanır oluyor. Niteliğin dönüşümü ve mesleki vasıfsızlaşma, teknik mesleki reforme çabaları ile düzeltilebilecek şeyleri işaret etmiyor; keza düzenin kendisi bizzat bu niteliksiz/vasıfsız meslek proleterlerini yaratmak eğilimi ile devamlılığını sağlıyor. Piyasalaşan meslek, icra dairelerinde mühür vuran ya da tevkil ile duruşmadan duruşmaya koşturan avukatın öznel yapısını silikleştiriyor; nesnel açıdan emekçi tipini tek-düzeleştiriyor. Avukatın tercih edilebilirlik kriteri bakımından, dayatılan bu düzende yaşamak için niteliklerinden büyük oranda sıyrılmış bir proleter olmaktan başka seçeneği kalmıyor. Keza üstün niteliklere sahip de olsa olmasa da yapacağı iş bellidir; kendisi yapmaz ise kendisi yerine yapacak on binlerce işsiz avukat mevcuttur. Sadece bir avukattır.

Burada daha “kerli ferli” hukuk bürolarında yahut avukat yanlarında çalışacak işçi avukatlar için bu vasıfsız temelleri aşan daha önemli nitelikler arandığı konusunda bir muhalefet gelebilir. Bu durumun da tezimizi çürütmediğini açıklamaya çabalayalım: Bugün bir iş ilanında(sadece avukatlık için değil) aranan nitelikleri aklınıza getirin dediğimde muhtemelen aklınıza şu tarz şeyler gelecektir: “ İyi derecede yabancı dil bilen, seyahat sorunu olmayan, zaman sınırı olmayan, takım çalışmasına yatkın, iletişim becerileri yüksek, güler yüzlü vs. “

Bunu yukarıda ifade ettiğimin aksine sadece avukatlık mesleği için söyleseydim de okurun gözünde hiçbir şekilde sırıtmayacaktı. Bu hususun sebebi nedir? Çünkü bu husus, genel olarak mesleki öznel niteliklerin bütünlüklü olarak silikleştiği bir düzen gerçeğinde, aranan “nitelikli” özelliklerin de nesnel bir hale büründüğünü gösteriyor. Bu saydığım özellikleri bir satış elemanı ilanında, bir mühendis ilanında görebileceğiniz gibi bir avukat ilanında da görebilirsiniz. Bu bakımdan mesleki nitelikler tek-düze bir emek ilişkisini haiz olsa bile tek-düze bir emek ilişkisinin yanında esas “niteliksizleşme” paralelinde “yan beceriler” önem kazanıyor. Bu beceriler salt bir mesleğe ya da bir sınıfa özgülenmiş olmayıp, küreselleşme akabinde gelişen yeni sermaye düzeninin proleterinin inşasında doğal varlıklar olarak tarif edilmek isteniyor. Kapitalizmin gelişim seyri; yeni bir “niteliksiz” inşa ediyor.

Sonuç Yerine

Avukatlık mesleğinin niteliksizleşmesi ve vasıfsızlaşması; tek başına o sorunu reforme edeceği iddiasını barındıran çözümlerden ziyade daha temel bir soruna işaret ediyor. Meslek piyasalaştıkça; avukatlık mesleğinin niteliksizliği ve vasıfsızlığı artıyor: ancak bu meslek bazlı bir sorundan ziyade düzen bazlı bir soruna işaret ediyor. Düzen bir bütün olduğu için meslek de bu husustan payını alıyor; sermaye, kendisi için ucuz iş gücü ve niteliksiz ve ikame edilebilir bir emekçi ordusu yaratıyor. “Niteliksiz” meslekten ziyade “niteliksiz” olarak mesleğini ifa etmeye mecbur avukatlar, altyapı-üstyapı ilişkisinin tarifinde öznel varlığı silikleşmiş bir proleterleşme dalgasından nasibini alıyor. Sömürü düzeni, bütünlüklü bir saldırıya giriştikçe proleterleşme gerçeği de bütünlüklü bir eğilimle büyüyor. Silikleşen nitelikler ve aranan ortak “niteliksiz” profil, bütünlüklü olarak yeniden inşa ediliyor; ortaklaşıyor. Çözüm bu dalgayı doğru tarif etmekle başlayacak.

Av. Deniz Can Aydın