Av. Şule Recepoğlu ile röportaj – “Savunmanın Suç Olmadığını Söylememe Bile İzin Verilmedi” (bianet)

Hakkında açılan soruşturmaların sayısını hatırlamayan avukat Şule Recepoğlu, siyasi dava avukatlığını ve olağanüstü hal ile cezaevinde değişen koşulları anlattı

Şule Recepoğlu, bir dönem Kanun Hükmünde Kararnameler ile kapatılan Tutuklu ve Hükümlü Yakınları Demokratik Hukuk ve Yardımlaşma Derneği ve Özgürlükçü Hukukçular Platformu’nun cezaevi komisyonlarında görev yaptı.

Siyasi davalar ve cezaevlerindeki hak ihlalleri üzerine çalışmaya devam eden Recepoğlu hakkında, adil yargılanma hakkının sağlanması amacıyla yaptığı savunmalar nedeniyle yürütülen birçok soruşturma söz konusu.

Savunma hakkını ihlal eden sorunlar nelerdir?

Türkiye’deki siyasi dava yargılamaları ve soruşturmalarında tam anlamıyla adil yargılanma hakkının ve savunma hakkının ihlal edildiğini gördük. Savunmanın her süreçte çok fazla zorlukla karşılaştı. Savunma mekanizmasına dair, sadece yargılama aşamasında değil her aşamada sanık/şüpheli-müdafi ilişkisinin pasifize edildiğini, kişilerin savunma hakkından faydalanamadığını ve devamında da adil yargılanma hakkının ortadan kalktığını Avukat Suat Eren’in basına yansıyan mahkemeden atılma görüntüleri net bir şekilde ortaya koymuştur.

CMK’nın 149. maddesine göre, sanık/şüpheli alıkonulduğu andan itibaren haklarının kendisine hatırlatılması, isnat edildiği suçun kendisine bildirilmesi ve hukuki yardımdan faydalanma haklarına sahiptir. Müdafi, müvekkiline kimsenin duymayacağı, görmeyeceği bir yerde her aşamada hukuki yardım sağlayabilir. Ancak özellikle politik soruşturma ve davalarda bu imkanların kullanılması zorlaşıyor. Kişiye suç isnadını söylemek bir tarafa, kişi ne ile suçlandığını dahi bilmiyor, avukatına ulaşma hakkı elinden alınıyor. Müvekkil ile duruşma salonunda ya da duruşma öncesinde savunma hakkı çerçevesinde yapmak istediğimiz görüşmelere suç teşkil ediyormuş gibi müdahale ediliyor ve hatta kimi zaman darbe varan muamelelere maruz kalıyoruz.

Kanunda sadece zorunlu hallerde uygulanması söylenen kısıtlılık ve gizlilik kararları, kolluk tarafından istisnasız tüm dosyalarda somut olmayan gerekçelerle veriliyor. Keyfi şekilde verilen bu kısıtlamalar yüzünden kolluk bizlere ifade tutanağının dahi verilmesini engelliyor. Burada daha soruşturmanın başında silahların eşitliği ilkesinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini görüyoruz. Biz bu aşamada müvekkile yöneltilen suç isnadını, hangi delillerle alıkonulduğunu bilmediğimiz için lehte ve aleyhte olan hususları tartışamıyoruz.

Adil yargılanma hakkı çerçevesindeki taleplerimizin dikkate alınmadığı, hakimlerin özellikle son süreçte istisnasız verdikleri tutuklama kararlarında görülmekte. Kararların birçoğunun ne amaçla ve ne niyetle verildiği tartışma konusu.

Siyasi yargılamalarda bir diğer sorun ana dilde savunma hakkının kullanımına yönelik. Kürtçe savunma yapmak isteyen müvekkillerimizin üzerinde baskı kurulup bu, örgütsel bir tutum olarak değerlendiriliyor. Ana dilde savunmaya, müvekkile yönelik suçlamaya kanaat olan bir delil olarak yaklaşılıyor. Savunma makamı olarak müdahale ettiğimiz zaman, taleplerimiz suç unsuru teşkil ediyormuş gibi hakkımızda tutanaklar tutuluyor.

Müvekkilin soruşturma aşamasında yaşadığı baskı, taciz ve işkenceyi dile getirdiğimizde bunları savunma içeriğine geçirmemize engel oluyorlar ve bunun dava ile ilgisi olmadığı yönünde tartışmalara çekiliyoruz.

Son dönemde yaşadığınız somut bir savunma hakkı ihlali söz konusu mu?

Özyönetim ilanı yaptığı iddiasıyla tutuklu yargılanan müvekkillerimden ikisi, özyönetim kavramının dünya tarihinde örneklerini ve bu kavramın hukuki zeminini, bunun meşru bir talep olduğunu açıklayan bir savunma yapmak istediler. Savunma mahkeme tarafından engellenmek istendi.

Savunmanın suç teşkil etmediğini ve savunma içeriğine karışılamayacağını dile getirmeme bile izin verilmedi. Duruşmanın düzenini bozduğum iddiasıyla salondan çıkarılma tehdidiyle karşılaştım. Savunmaların zapta geçirilmesi ve savunma hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledik. Ancak yargı makamı ısrarla tartışmaya çekti ve müdafilik görevimi yapmama engel oldu.

OHAL sonrasında savunmaya yapılan muamelede ne yönde değişiklikler yaşandı?

Zaten var olan hak ihlalleri ve kısıtlamalar KHK adı altındaki düzenlemelerle OHAL döneminde yasal zemine oturtuldu. Münferit olması gereken durumları sistematik ve olağan hale getirdiler.

İlk etapta cezaevlerinde tutuklu müvekkil ile avukat görüş kısıtlaması getirildi. Tutuklularla 24 saat görüşme hakkımız varken KHK düzenlemeleriyle bu hakkımız sadece hafta içi mesai saatleri içerisinde, kimi yerlerde sadece 1 saatle kısıtlı tutularak sınırlandı. Kimi yerlerde ise müvekkil ile görüşme sırasında memur, ses kaydı, kamera ile görüşme koşulu yaratıldı.

Yargılaması devam eden bir tutuklunun dosyası üzerinde çalışma yapmamız tamamen ortadan kaldırıldı. Bu da avukat müvekkil görüşmelerinin gizliliği ve mahremiyetini ortadan kaldırdı. Bu şartlarda yargılama aşamasında nasıl bir savunma yapabiliriz?

Gözaltı süreleri KHK düzenlemeleriyle 30 güne çıkartıldı. Düzenlemede dahi bu süre için, gerekli görülmesi halinde verilebilir ibaresiyle her koşul ve şartta verilemeyeceğinin önüne geçildi. Ancak istisnasız tüm soruşturmalarda ilk 5 gün avukat görüş yasağı dahil olmak üzere 30 gün gözaltı işlemi yapıldığını gördük. İlk 5 gün avukat kısıtlamasının soruşturmanın selameti açısından ne gibi bir faydası olabilir?

Uzun gözaltı sürelerinde, hukuka aykırı yöntemlerle deliller toplanarak, kişinin hukuki yardımdan faydalanması engelleniyor.

Müvekkilinizin statüsü, kimliği gibi faktörler size yapılan muameleyi nasıl etkiliyor?

Politik davalarda muhalif kimliği, bağlı olduğu demokratik kurumlar ifade özgürlüğü kapsamında olmasına rağmen, siyasi sürecin de etkisiyle, gerek kolluk gerek mahkeme tarafından bir önyargı söz konusu oluyor.

Emniyete gittiğimizde avukatları olarak provokasyona varan kötü muamelelerle karşılaşıyoruz. Hakkımızda GBT soruşturması yapılıyor ve adımıza bir soruşturma varsa, o yargılamadan mahrum bırakılıyoruz. Mahkemede onlara müdafilik ettiğimiz için örgüt avukatları olarak görülüyoruz.

Geldiğimiz noktada adil yargılamadan söz edilebilir mi?

Kişi hak ve özgürlüğü, kamu güvenliği ve düzeni ile doğru orantılı olmalıdır. Kamu düzeni ve güvenliğini sağlamak adına kişi hak ve özgürlüğü ortadan kaldırılamaz. Ne ulusal ne uluslararası mevzuatlarda tüm bu anlattıklarımız hukuk ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

Toplum güvenliği, kamu düzeni adı altında hiçbir iktidarın kendi çıkarlarıyla doğru orantılı, işkenceye varan uygulamalarına yer yoktur.

Yarın: Av. Barkın Timtik

Avukatlar Savunma Hakkı İhlallerini Anlattı – Tansu Pişkin

Av. Suat Eren ile röportaj – “Tıpış Tıpış Çıkmayacağımı Söyledim, Omuzlarında Taşıdılar”

Av. Ergin Cinmen ile röportaj – “Cezaevine Gittiğimde Avukatlıktan Ziyade Terapi Yapıyorum”