Av. Barkın Timtik ile röportaj – “Hukuksuzluğa Çağrı, Kanunsuzluk Yönünde Telkin Var” (bianet)

Meslek hayatının 1 yıl 4 ayını tutuklu geçiren Timtik, bağımsız bir yargıya inanmadığını, hak ve özgürlüklerin kazanımının sokakta olacağını söylüyor

Barkın Timtik 2004 yılından beri Halkın Hukuk Bürosu’nda avukatlık yapıyor. 677 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Çağdaş Hukukçular Derneği genel merkez yöneticilerinden biriydi. Ancak Timtik’in kendi deyimiyle, “Dernek kapatılma kararlarını meşru bulmadıkları için” görevlerine devam ediyorlar.

Timtik, kendisini “devrimcilerin, halkın, hak talebi olanların, direnenlerin yanında konumlandırdığı için” “halkın avukatı” olarak tanımlıyor.

Avukat Timtik, müdafiliğini yaptığı kişiler gerekçe gösterilerek 14 ay, müvekkilinin cenazesine katılmak gerekçesiyle de 64 gün tutuklu kalmış.

Savunma hakkınızı ihlal eden sorunlar nelerdir?

Bize öğretilen şekliyle sav, savunma, karar bir üçlüdür. Yargılama faaliyeti bu üçünün birlikteliğiyle oluşur. Ancak pratik böyle işlemiyor. Savunma yargılama faaliyetinin dışında konumlandırılmış vaziyette. Mahkeme salonlarının pozisyonlarından tutun da siyasi iktidarın tavırlarına göre dozu artan vaziyette savunma bu süreçlerden dışlanıyor.

Savunma makamı, savunma hakkı elinden alınmış ya da hukuk sisteminin ezdiği kesimlerin ihtiyaç duyduğu bilgiyi üreten yer. Sav dediğim iddiayı sunan savcı, yargı dediğimiz hakim kendini devletin yanında konumlandırıyor. Özellikle savunmanın çok önemli olduğu dosyalarda halkın, yoksulların, ezilenlerin sanık durumuna getirildiği ya da devletin onları mağdur ettiği yargılamalarda savunma sindirilmeye çalışılıyor.

Yargılamanın ilk aşaması olan polis karakollarındaki muameleden duruşma düzenindeki oturma düzenine kadar savunma süreçten dışlanıyor. Haklılığımızı, taleplerimizi ifade etmek ve savunmak zorunda kalıyoruz. Oysa bunların zaten bilinmesi, mevcut kanun düzenine uygun hareket edilmesi gerekir. Ama biz bunları hayata geçirmek için bile tartışmak zorunda kalıyoruz.

OHAL’den sonra ne değişti?

Artık dayak yemeye, duruşma salonlarından atılmaya başladık. Polisin avukatlara öteden beri husumeti olmuştur. Çünkü avukat işkenceyi önleyendir, tespit edendir. Ancak dava evvelden bu denli işkence, küfür, hakaret etme boyutları yoktu ama artık bunları yaşıyoruz. Nefretlerini açıktan hissedebiliyoruz.

Gizlilik kararları savunmayı nasıl etkiliyor?

Gizlilik kararlarının alınmasının nedeni dosyayı avukattan gizlemek. Fakat savcıya, polise ve basına açık. Sanıkları hedef haline getirmek, aleyhine delil üretmek için bunu yapıyorlar. Bu durumda sanık için her türlü antipropaganda yapılabilir, manipülasyon yapılabilir ama avukat dosyayı göremez. Hukukta “silahların eşitliği ilkesi” denilen bir şey var. Bu ilke gizlilik kararlarıyla en baştan ihlal ediliyor.

Hakkımızda bir soruşturma varsa dosyayı elimizden almalarına neden olabiliyor. Biz siyasi davaların avukatlığını yapıyoruz. Sadece bu davaları takip ettiğim için hakkımda da açılmış bir dava var ve ben bu davadan tutuklandım. Bu davayı gerekçe göstererek beni İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ndeki dosyalardan yasaklanabiliyorum.

Cezaevi süreci yaşamışsınız. Suçlama neydi?

Basın açıklamasına katılmak, yanlarında bulunmak, avukatlıklarını yapmak, savunmasını yaptığım kişilerin susma hakkını kullanması gibi suçlamalarla açtılar davayı. Adı üstünde hak. Bu hakkı kullanan insanlar yanında avukat olarak ben bulunduğum için suçlandım. Dosyada benimle beraber yargılanan avukat arkadaşlarımın durumu da aynen böyle. 14 ay tutuklu kaldım.

Diğer tutuklama ise OHAL’den sonra oldu. Müvekkilimin cenazesine katılamadığım için yedi yemeğine katıldım. Cem evi bahçesinde polisler içeriye girmeye çalışınca “ben avukatım ne yapıyorsunuz” derken işkenceyle gözaltına alındım. 64 gün tutuklu kaldım. İkisinin yargılaması da devam ediyor.

Duruşma salonlarında neler yaşıyorsunuz?

Avukat olarak bir şey söylediğimizde anlaşılmadığını düşündüğümüzde tutanağın düzeltilmesini istiyoruz. Savunma olarak beyanda bulunurken sözümüzün kesilmemesi, söyleyeceklerimizi bir bütün halinde mahkemeye sunmamız gerekir. Ama buna hakimler genel olarak izin vermezler ya keserler ya söylediklerinizi beğenmezler. Buna engel olduğumuzda da gene tartışmak zorunda kalırız.

Kardeşim aynı zamanda meslektaşım Ebru Timtik’in Anadolu Adliyesi’nde başına geldi böyle bir olay. Kendisi duruşmada “öyle değil midir” diye bir cümle kurduğu için hakim “soru soramazsınız” şeklinde savunmayı kesti. Ebru da henüz soru sormaya geçmediğini beyanda bulunduğunu söyledi ve savunmasına gayet sakin bir şekilde devam etti. Hakim “Bana bakın” dedi. Nereye bakacağına bile hakim karar veriyor. Ebru hanım da “nereye bakacağıma ben karar veririm buna siz karar veremezsiniz” deyince mahkeme başkanı polisin çağırılmasını istedi ve dışarı çıkarıldı. Tabi tutanak tutuldu ama tutanağı tutan da aynı kişi olduğu için yanlı bir anlatım oldu orada da. HSYK’ya şikayet ettik. Mahkeme başkanını ve heyeti de reddedeceğiz verdikleri bu karar için. HSYK’nın da nasıl oluşturulduğunu bildiğimiz için buradan sadece siyasi bir sonuç çıkar, hukuki bir şey yok ortada.

Bu siyasi bir cüret. Hiç kimse böyle davranamaz. Kanunla kendini bağlı hisseden, onun adına yemin eden, kamunun verdiği vergilerle maaşını alan bir görevli, avukata böyle davranamaz. Ancak şu an siyasi iktidarın vermiş olduğu bir cesaret, hukuksuzluğa çağrı ve kanunsuzluk yönünde bir telkin var.

Müvekkilin kimliği, işlediği suç size yapılan muameleyi ne yönde etkiliyor?

Polis tarafından işkence görmüş, polis tarafından öldürülmüş, dergi dağıttığı için tutuklanmış insanların avukatlığını yapıyorum. Haliyle siyasi bir şey bu. Siyasi iktidar yargı eliyle sindiriyor halkı, toplumu böyle şekillendiriyor. Biz de hakkı yenilen kişinin tarafında durduğumuz için hedef durumundayız. Hiçbir zaman da iyi muameleyle karşılaşmıyoruz.

Kadınlara cinsel anlamda aşağılama, taciz uygulanıyor. Kadınlık işkence aracı haline getiriliyor. Yaşı küçük olanların da deneyimsizliğinden faydalanabiliyorlar. Ben de bir kadınım ve polisin tutumu da bir kadın avukat üzerinden başka vurgularla değişebiliyor.

OHAL ile cezaevlerinde ciddi bir dönüşüm yaşandı. Müvekkillerinizle görüşmek için gittiğinizde somut bir hak ihlaline maruz kaldınız mı?

Avukat görüş kabinlerine kameralar takıldı, görüşmeler sırasında gardiyan bulunması zorunluluğu getirildi. Avukat müvekkil ilişkisinin sır niteliği ortadan kaldırıldı ve mahremiyet ihlal edildi. Bütün siyasi davalarda aynı şekilde davranmıyorlar. FETÖ davalarında veya Cumhuriyet gazetesi davasında cezaevlerinde yapılan ihlaller daha yoğun. Benim müvekkillerimden biri Maltepe Çocuk Hapishanesi’nde. Sadece orada görüntü alındı şimdiye kadar ve ben orada sadece çocuğu görüp çıkıyorum.

Gelinen noktada adil yargılanma hakkının ve halkın adalete erişiminin sağlanması mümkün mü?

Eğer biz hak taleplerimiz için bir araya gelip direnirsek, bedeller ödersek bundan sonuç alırız. Bunları yapamıyorsak da kuzu kuzu teslim oluyoruz demektir. Faşizm koşullarında yaşadığımızın farkındayız ve giderek tırmanıyor. Bu iktidar bize tabi ki hak ve özgürlük sunmayacak ve biz alacağız. Bu her dönem böyle olmuştur. Eğer sahiplenmeden geri adım atarsak onlar kazanmış olacak. Ancak biz ileri gidersek onlar geri adım atmak zorunda kalacak, başka yolları yok.

Bütün hak ve özgürlük kazanımları her zaman sokakta olmuştur. Basit bir basın açıklamasının bile bedeli var. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça defalarca gözaltına alındı o alanda, ondan sonra oraya oturabildiler.

Geri adım atarsak, uzlaşılmaz bir şey için uzlaşmaya gayret edersek boş bir çaba içerisindeyizdir ve hüsrana uğrarız. Faşizm böyle bir şeydir. Türkiye’de hiçbir zaman adil yargılama süreci gerçekleşmedi. Egemen ve ezilenlerin olduğu, sınıfların olduğu bir dünyada bağımsız bir yargı olamaz.

Yarın: Av. Diren Cevahir

Avukatlar Savunma Hakkı İhlallerini Anlattı – Tansu Pişkin

Av. Suat Eren ile röportaj – “Tıpış Tıpış Çıkmayacağımı Söyledim, Omuzlarında Taşıdılar”

Av. Ergin Cinmen ile röportaj – “Cezaevine Gittiğimde Avukatlıktan Ziyade Terapi Yapıyorum”

Av. Şule Recepoğlu ile röportaj – “Savunmanın Suç Olmadığını Söylememe Bile İzin Verilmedi”