Ankara Barosu’ndan polis saldırılarına tepki: Gösteri yapmak temel haktır

Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi, Güvenpark’ta Gülmen ve Özakça için düzenlenen eyleme yönelik polis saldırısına tepki göstererek gösteri ve eylem yapma hakkının terör eylemi gibi gösterilerek vatandaşların gösteri yapma haklarından vazgeçirilmeye çalışıldığını söyledi

Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi, açlık grevindeki eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın durumuna dikkat çekmek için geçtiğimiz pazar günü (23 Temmuz) Ankara Güvenpark’ta yapılmak istenen eyleme polisin saldırmasına tepki gösterdi.

Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi tarafından yapılan açıklamada, eylemin “Terör eylemi” gibi gösterilerek topluma gözdağı verildiği söylendi.

Güvenpark’ta yapılmak istenen eylemde 72 kişi gözaltına alınmış, 18 yaşından küçük bir çocuğun Çocuk Şube’de çıplak arandığı iddia edilmişti. Konuyla ilgili yazılı açıklama yapan Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi, polis saldırısı ve sonrasında yaşananları eleştirdi.

“Terör eylemi gibi gösteriyorlar”

“Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanunu’na muhalefet” şüphesiyle gözaltına alınanlar hakkında Güvenlik Şube tarafından işlem yapılması gerekirken gözaltına alınanlardan 2’si avukat, 1’i stajyer avukat toplam 15 kişinin Terörle Mücadele Şubesinde tutulduğu belirtilen açıklamada, “Bu uygulama gösteri yapma hakkının artık terör eylemi gibi değerlendirileceği şeklinde topluma mesaj verme amacı taşındığını ve vatandaşların bu yolla caydırılmaya çalışıldığını bizlere göstermektedir” ifadelerine yer verildi.

Türkiye’nin imzacısı olduğu uluslararası sözleşmeler gereği, kişilerin şiddete başvurmaksızın toplanma hakkını kullanabilmeleri için devletin güvenlik önlemi alması gerektiğini hatırlatan Baro, “Demokratik bir hukuk devleti olmanın en temel koşullarından birisi de ifade özgürlüğünün ve toplanma ve gösteri yapabilme hakkının kullanılabilmesidir” dedi. Yapılan uygulamanın gösteriyi engellemenin dışında bundan sonra gerçekleşecek herhangi bir gösteri yapmayı düşünenlere gözdağı vermek olduğunu dile getiren Baro, “Bu hakkın kullanımının bizzat kolluk gücü tarafından gözaltı işlemi yapılarak engellenmesi, demokrasi ve hukuk vaatlerinin temeline dinamit koymaktadır” ifadelerini kullandı. Açıklamada, gözaltına alınanların serbest bırakılması istendi.

Açıklamanın tam metni ise şu şekilde;

TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ YAPMAK BİR HAKTIR, CEZALANDIRILAMAZ!

Hukuksuz bir biçimde görevlerinden ihraç edildikleri için 137 gündür açlık grevinde olan Nuriye GÜLMEN ve Semih ÖZAKÇA’nın sağlık durumlarının hayati tehlike arz etmeye başlaması üzerine, bu duruma dikkat çekmek amacıyla 23.07.2017 günü bir grup vatandaş Güvenpark’ta gösteri yapmak için toplanmıştır.

Ancak polis, halktan önce Güvenpark çevresine yerleşerek gösterinin gerçekleşememesi için herkesi dağıtmış ve 6’sı avukat olmak üzere 72 kişiyi gözaltına almıştır. Gözaltı işlemi sırasında polis tarafından kötü muamele yasağına aykırı bir biçimde orantısız güç uygulandığını; içlerinde avukatların da bulunduğu vatandaşların darp edildiğini fotoğraflardan görmek mümkündür. Ayrıca gözaltına alınan ve 18 yaşından küçük olduğu için Çocuk Şube’ye götürülen bir gösterici, kanuna aykırı olarak çıplak ve detaylı aramaya tabi tutulmuş ve savcı talimatıyla sabaha kadar nezarethanede tutulmuştur.

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanunu’na muhalefet şüphesiyle gözaltına alınanlar hakkında Güvenlik Şube tarafından işlem yapılması gerekirken gözaltına alınanların 2’si avukat, 1’i stajyer avukat olan 15’i, Terörle Mücadele Şubesi tarafından alınmıştır ve halen orada tutulmaktadırlar. Bu 15 kişinin Tem Şube tarafından tutuluyor olması, gösteri yapma hakkının artık terör eylemi gibi değerlendirileceği şeklinde topluma mesaj verme amacı taşındığını ve vatandaşların bu yolla caydırılmaya çalışıldığını bizlere göstermektedir.

AİHS’nin 11. maddesi, herkesin barışçıl olarak toplanma hakkının olduğunu düzenlemektedir. Anayasa’nın 34. maddesi ise herkesin, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip olduğunu düzenler.

Hem ulusal mevzuat hem de Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, devleti, bireylerin, barışçı metotlarla şiddete başvurmaksızın toplanma hakkını kullanabilmelerini sağlamak ve bu amaca yönelik gerekli önlemleri almakla yükümlü kılmaktadır.

Demokratik bir hukuk devleti olmanın en temel koşullarından birisi de ifade özgürlüğünün ve toplanma ve gösteri yapabilme hakkının kullanılabilmesidir. Bu hakkın kullanımının bizzat kolluk gücü tarafından gözaltı işlemi yapılarak engellenmesi, demokrasi ve hukuk vaatlerinin temeline dinamit koymaktadır. Bu uygulama, sadece tek bir gösteriyi engellemekle kalmayıp, bundan sonra herhangi bir biçimde gösteri yapmayı düşünen vatandaşlar için de gözdağı oluşturmaktadır.

Temel hak ve özgürlüklerin yaşama geçebilmesinin en temel koşulu, kamu gücü tarafından bireylerin haklarına saygı gösterilmesi ve riayet edilmesidir. Bunun aksine olan uygulamalar, hak ve özgürlüklerin bir göz boyamadan başka bir şey olmadığı sonucuna bizi götürecektir ki demokratik bir hukuk devletinde bu durum kabul edilebilir değildir. Savcılığı ve polisi hukuka uygun davranmaya; savcılığı, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanan meslektaşlarımızı ve diğer göstericileri derhal serbest bırakmaya davet ediyoruz.

ANKARA BAROSU İNSAN HAKLARI MERKEZİ

toplumsalhukuk