Afrika Laboratuvar Değil – Av. Damla İlbaş

"Afrika Laboratuvar Değil"

Covid-19 ile mücadelede savunmasız halde bırakılmış olan, materyal eksikliği ve sağlık sisteminin yetersizliğine dem vurarak, aşı çalışmalarında insanlar üzerinde test yapmaya uygun bulunan Afrika kıtası, bir kez daha tartışmaların odağına oturuyor. Irkçı söylemleri cezalandırmak bir yana, “büyük güçler” tarafından sürdürülen emperyalist politikalar devam ettiği sürece aydınlık ve eşit bir dünyaya olan umudumuz azalıyor

Sömürgeci Batı için Afrikalıların kendi tarihleri yoktu. Onlar derileri kömür gibi siyah, koca ayaklarının pespembe tabanları çıplak, göğüsleri edepsizce açık ama önleri yapraklarla kapalı, bir yanda sepet örüp öte yanda insan yiyen ve yağmuru bol balta girmemiş ormanlarla dümdüz susuz çöllerin köşelerinde büzüşüp kalmış bir takım oklu, mızraklı, yabanıl kabilelerdi. Onların ne geçmişini, ne de bugününü anlatmaya değerdi. “Afrika tarihi” diye ayak direyen aymazlar varsa, bu ancak “Afrika’da beyazların tarihi” olabilirdi.[1]” Prof. Dr. Türkkaya Ataöv

Son iki senemi eğitimim dolayısıyla Fransa’da, çoğunluğun Afrika ülkelerinden gelen öğrencilerden oluştuğu sınıflarda geçirdim. Tam da bu yüzden, 1 Nisan 2020 Çarşamba günü, Fransız haber kanalı LCI’da canlı yayında yapılan ve sosyal medyada büyük tepki çeken açıklamalar[2] hakkında, Afrika’nın farklı ülkelerinden gelen sınıf arkadaşlarımın fikrini almak, bir yandan da kendi ülkelerinde Covid-19 ile mücadelenin nasıl geçtiğini öğrenmek istedim. Bahsettiğim yayında, Paris’teki Cochin Hastanesi’nde hizmet veren Jean-Paul Mira, koronavirüs aşılarının testlerinin Afrika’da yapılmasını öneriyor. Testlerin maske, tedavi ve gerekli korunma araçlarının olmadığı Afrika kıtasında yapılmasını, AIDS ile mücadele kapsamında, hastalığa karşı koruma önlemi alamayan hayat kadınları üzerinde yapılan testlerle kıyaslıyor. Videonun devamında, Doktor Camille Locht da bu fikri destekliyor. Özellikle 5 Afrika ülkesinin altı çiziliyor: Burkina-Faso, Fildişi Sahili, Gabon, Mali ve Senegal. Açıklama boyunca, 54 bağımsız ve gerek ekonomik gerekse kültürel açıdan birbirinden çok farklı olan ülkelerin bulunduğu kıtadan, ülke ayrımı yapılmaksızın “Afrika” olarak bahsedilmesi bir yana, kıtanın Covid-19 pandemisiyle mücadele gücü olmadığı vurgulanıyor. Bu “güçsüzlük” ve hazırlıksızlık, Avrupa’dan çok daha az sayıda Covid’li bulunmasına rağmen, Afrika’yı uzmanlar gözünde ideal test alanına çeviriyor. “Nasıl olsa önlem alamamaktan can kaybı verecekler. Testler sırasında verilen can kayıpları en azından ileride aşı üretimine yardımcı olabilir.” Kısacası aşının bulunma garantisi dahi olmaksızın “en korunmasız” ve “güçsüz” kabul edilen halkları kobaya çevirme fikri tartışılıyor. Bölgede yüzyıllar süren sömürgecilik (“colonialisme”) sonrasında gerek kanlı mücadeleler gerekse halkların kendi kaderini tayin hakkı sonucu bağımsızlığını 60’lı yıllardan sonra kazanabilen pek çok Afrika devletleri, bu kez de koca bir laboratuvara dönüşmekten korkuyor.

LCI kanalında yayınlanan programa dünyanın farklı yerlerinden gelen sert tepkilere ünlü isimler de katılıyor. Kamerunlu futbolcu “Samuel Eto’o’ ” ve Fil Dişi Sahilli “Didier Drogba” da Avrupa’yı hedef alarak “Tabii, Afrika sizin oyun alanınız, öyle değil mi?”, “Afrika bir laboratuvar değildir!” şeklinde tepki gösteriyor. Ardından 3 Nisan tarihinde, tüm bu tepkilere yanıt olarak özür dileniyor ve yapılan açıklamanın tek amacının, salgının kapsam açısından küresel nitelikte olduğunun ve tüm ülkelerin, virüs ile mücadele kapsamında yapılan araştırmalardan yararlanabilmesi gerekliliğinin altını çizmek olduğu söyleniyor[3]. Kısacası ulaşılabilir en yüksek sağlık standardına sahip olma hakkının temel bir insan hakkı olduğu ve herkes tarafından erişilebilir olmasının gerekliliğine dem vuruluyor. Videoyu izleyen Nijer’li arkadaşım Zakari’nin tepkisinden anlaşıldığı üzere bu açıklama gerginliği düşürmekte yetersiz kalıyor: “Hakikaten ciddiler. Bizi bir dışkı kadar değersiz görüyorlar ve bunu saklama gereği bile duymuyorlar!” yorumunda bulunuyor.

Mart ayının son günlerinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, France 24 kanalına verdiği röportajda, Afrika’nın virüsten en çok etkilenecek ve en ağır yara alacak kıta olduğuna dikkat çekiyor[4]. Ancak kıta sakinlerinin görüşü bu şekilde değil. Fransa’da yaşayan Çad’lı insan hakları savunucusu Bonheur Madedjimngar: “Durum aktarılanın tam tersi! Avrupa ve diğer ülkelere nazaran çok daha az sayıda vakanın ve hatta daha az ölümün olduğu bir kıta Afrika. Ek olarak, virüsün yayılmasını sınırlamak için önlemler alınıyor. Örneğin ülkem Çad’da, yalnızca 8 vaka var. Bir aşıyı test etmek istiyorsanız, vaka sayısı fazla olan bir bölgede yaparsınız öyle değil mi?” diyor.

Küreselleşen Dünyada Sağlık Hakkı

“Ben bir Afrikalıyım, Kobay değilim”

Öncelikle, özür dileme açıklamasında bahsi geçen sağlık hakkından biraz bahsedelim. Sağlık hakkı bir yandan birbiriyle bağlantılı olan medeni ve siyasi haklar ile diğer yandan ekonomik, sosyal ve kültürel haklarla (ör. Eğitim, barınma, sosyal güvenlik, iş, kültür) yakından ilişkili olup[5] pek çok uluslararası sözleşmede tanınmaktadır[6]. Potts’a göre[7], sağlık hakkı kişinin kendi sağlığı hakkında karar verme özgürlüğü yanında, devlete, erişilebilir bir sağlık koruma sistemi kurma; uygun ve kaliteli, erişilebilir, kabul edilebilir sağlık tesisleri, oluşturma gibi yükümlülükler getirmektedir. Afrika ülkelerine bakıldığında bu hakkın sağlanmasında yabancı devletlerin etkisinin büyük olduğunu gözlemlemekteyiz (Bkz. Cotonou Anlaşması[8] ve AB-Afrika ortak strateji planı[9]). Potts tarafından listelenen tüm unsurları içeren sağlık hakkını sağlama sürecinde küreselleşmeyle yeni bir aktör doğmuştur; çok uluslu ilaç üreticileri. Çok uluslu şirketler ilaç endüstrisinde araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) faaliyetleri ile büyük bir rol almakta olup geliştirdikleri bilgi ve ürünlerini Doğrudan Yabancı Yatırım (DYY) akışları ile dünyanın her yanına ulaştırma kapasitesine erişmiştir. Küreselleşme ile birlikte etki alanı genişleyen çokuluslu şirketler, ürünleri ve yatırımlarıyla yabancı toplumları hızla yeniden şekillendirmeye ve hatta, ekonomik rekabette güçsüz konumdaki devletlerin iç ve dış politikalarında etki yaratmaya başlamıştır. Covid-19 ile mücadelede gözler yeniden çokuluslu özel şirketlere çevrilmiştir. Testlerin topraklarında yapılması önerilen Burkina-Faso, Fildişi Sahili, Gabon, Mali ve Senegal, ekonomik yetersizlikleri nedeniyle yabancı devlet ve çokuluslu şirketlerin boyunduruğu altında kalmış, Senegal’li insan hakları savunucuları “Laboratuvar faresi değiliz!” sloganıyla harekete geçmiştir. (yukarıda, kullanılan afişin bir örneğini görmektesiniz)

Test fikrinin Benin ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki yankıları

Afrika nüfusu üzerinde olası aşı denemeleriyle ilgili, farklı Afrika ülkelerinden diplomatik temsilciler farklı görüşler ortaya atıyor. Benin İletişim Bakanı ve hükümet sözcüsü Alain Orounla, “Yurttaşlarımızın, sonucu henüz belli dahi olmayan aşılar için kobay olarak kullanılmasına izin vermeyiz[10].” dedi.

“Afrika Laboratuvar değildir”

Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde ise Korona ile mücadele sorumlusu Doktor Jean-Jacques Muyembe’nin açıklamaları halkı kızdırdı. Doktor Muyembe: “Amerika Birleşik Devletleri’nde veya Kanada’da veya Çin’de üretilecek Covid-19’a karşı aşı testine aday ülke seçildik. Mayıs ayında testler başlayabilir” şeklinde konuşunca halk protesto için sokağa çıkmaya başladı. Uluslararası Hukuk öğrencisi Gloria Menayame: “Bizi asıl şok eden şey, doktor tarafından kullanılan kelimelerdir: ‘Ülkemiz seçildi’. Nasıl olur da bağımsız bir devlet, bir başka devlet tarafından riskli bir test için ‘seçilmekten’ memnun olur? Anlaşmaktan değil seçilmekten bahsediyoruz. Her şeyden önce ülke egemenliği açısından sıkıntılı bir açıklama. Ayrıca sömürgecilik geçmişimizi unutamazken Dünya Sağlık Örgütü bu açıklamadan iki gün önce Kongo Cumhuriyetine covid-19 ile mücadele için belirli bir para yardımı yaptı. Bu zamanlama kafamızda bolca soru oluşturdu. Testlerin ülkemizde yapılmasına izin verilmesi şartıyla mı gönderildi bu yardım? Henüz yanıtı bilmiyoruz.” dedi.

Avukat Patient Biayi, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde sağlık sisteminin Covid ile mücadelede etkisiz kaldığını ve hastanelerin yeterli donanıma ve hastaların uygun bakımı için yeterli ekipmana (maske, eldiven, solunum cihazı vb) sahip olmadığını vurguluyor. Şu an için ülkeye Çin ve Dünya Bankası’ndan yardımlar geldiğini söylüyor. Yalnızca ülkenin başkenti Kinşasa’da sokağa çıkma yasağı uygulanıyor olması halkı tedirgin ediyor.

LCI Kanalında yapılan açıklamalara karşı başvurulan hukuk yolları

2012’de kurulan ve mesleki dernek niteliği taşıyan Fas’lı “Avukatlar Kulübü”, LCI kanalında Profesör Jean Paul Mira’nın, Afrika’yı koca bir laboratuvara çevirme fikrine dair yaptığı açıklamaların saldırgan ve ayrımcı nitelikte olduğunun altını çiziyor. LCI kanalına karşı öncelikle Fransa’nın Radyo Televizyon Üst Kurulu niteliğindeki CSA (Conseil supérieur de l’audiovisuel)’ya şikâyette bulunacaklarını söylemişti. “SOS Racisme” isimli, ırkçılıkla mücadele için 1984 yılında kurulmuş olan Fransız Sivil Toplum Kuruluşu, Faslı avukatlardan daha hızlı davranıp CSA’ya şikâyette bulunuyor. Bunun yanında, açıklamayı yapan Profesör Mira aleyhinde Fransız sulh ceza mahkemesine şikâyette bulunacaklarını ekliyor. 1958 tarihli Fransa ve Fas Devletleri arası hukuki iş birliği Sözleşmesi’nin 4. maddesi uyarınca Faslı avukatların Fransız mahkemeleri önünde savunma yapma ve taraf olma ehliyetleri bulunuyor. Fransız mahkemeleri önünde, 29 Temmuz 1881 tarihli Basın Özgürlüğü Kanunu’nun 32. maddesinin 2. fıkrasını[11] ileri sürmeyi düşünen avukatlar, bahse konu açıklamanın “hakaret” niteliği taşıyıp taşımadığı konusunda kafalarda soru işareti oluşturuyor.

Bunun yanında, Fransız Milletvekili M’jid El Guerrab de, Cumartesi günü yaptığı açıklamada, Paris Hastanesi başhekimi tarafından yapılan ırkçı açıklamalar sonrasında Paris savcısını harekete geçirdiğini açıkladı. Açıklamaların hem onur kırıcı hem de ırkçı olması nedeniyle iki suç birden oluşturduğunu da söyledi[12].

Yapılan şikayetlerin nasıl sonuçlanacağını henüz bilmiyoruz. Ancak bu noktada bahse konu hukuki süreçlere katılacağını açıklayan pek çok STK ve dernek olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Fransa’da özellikle ırkçı söylem ve fiillerle mücadele kapsamında kurulan çok sayıda organizasyon olduğunu görüyoruz. Yüzyıllar boyunca Fransa tarafından sömürülen ve resmi dil olarak Fransızcayı kabul eden Senegal, Nijer, Benin ve daha pek çok Afrika devletleri, 21. yüzyılda halen bu “büyük gücün” emperyalizmi altında kalmaktan şikayetçi. Fransa’da yaşayan Afrika devleti kökenli pek çok vatandaş ise, ırkçılıkla mücadeleyi hedefleyen bunca STK ve derneğe rağmen, günlük hayatın farklı yerlerinde halen ırkçılığa maruz kaldıklarından bahisle yakınıyor.

Covid-19 ile mücadelede savunmasız halde bırakılmış olan, materyal eksikliği ve sağlık sisteminin yetersizliğine dem vurarak, aşı çalışmalarında insanlar üzerinde test yapmaya uygun bulunan Afrika kıtası, bir kez daha tartışmaların odağına oturuyor. Irkçı söylemleri cezalandırmak bir yana, “büyük güçler” tarafından sürdürülen emperyalist politikalar devam ettiği sürece aydınlık ve eşit bir dünyaya olan umudumuz azalıyor.

Av. Damla İlbaş

[1] Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, Emperyalizmin Afrika Sömürüsü, 2. Baskı, sayfa 43

[2] https://www.ouest-france.fr/sante/virus/coronavirus/coronavirus-un-vaccin-teste-en-afrique-la-sequence-de-lci-qui-indigne-les-reseaux-sociaux-6799161

[3] https://presse.inserm.fr/le-vaccin-bcg-pour-combattre-le-covid-19-vraiment/38920/

[4] https://www.seneweb.com/news/Video/covid-19-en-afrique-quot-il-y-aura-neces_n_312985.html

[5] Committee on Economic, Social and Cultural Rights, General Comment No. 14: The right to the highest attainable standard of health (2000) UN Doc E/C.12/2000/4. Online: www2.ohchr. org/english/bodies/cescr/comments.htm (accessed 26 February 2008)

[6] Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin 12. Maddesi bu hakkın ilk formülüdür. Bu hak ayrıca Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi, Çocuk Hakları ve Engelli Haklarına dair uluslararası sözleşmelerde de yer almaktadır.

[7] Helen Potts, Accountability and the Right to the Highest Attainable Standard of Health, University of Essex, 2008, funded by the Open Society Institute, sayfa 9

[8] Ekonomik işbirliği kapsamlı, Avrupa Birliği ile AKP (Afrika, Karayip ve Pasifik) ülkeleri arasında 2000 yılında imzalanan ve süresi uzatılan Cotonou anlaşması, Avrupa ülkelerinin Afrika üzerinde büyük etki gösterdiği anlaşmaların önemli bir örneğidir.

[9] https://www.africa-eu-partnership.org//sites/default/files/documents/eas2007_joint_strategy_en.pdf

[10] https://beninwebtv.com/2020/04/coronavirus-polemique-de-test-de-vaccin-en-afrique-le-benin-est-clair-et-categorique/

[11]Basın Özgürlüğüne dair Kanun 32/2: “Bir kişi veya bir grup insana, kökenleri veya belirli bir etnik gruba, ulusa, ırka veya dine mensup olmaları veya olmamaları nedeniyle edilen hakaret, bir yıl hapis cezası ve/veya 45.000 Euro para cezası ile cezalandırılır.”

[12] https://fr.le360.ma/medias/coronavirus-propos-racistes-sur-lci-mjid-el-guerrab-saisit-la-justice-212524