10 Ekim Davası Avukat Komisyonu: Adalet Arayışını Büyüterek Sürdüreceğiz

10 Ekim Katliamı Davası Avukat Komisyonu 12-13 Haziran’da gerçekleşen 9. grup duruşmalarında açıklanan savcılık mütalaası hakkında basın açıklaması yaptı. Açıklamada mütalaanın eksiklikleri sıralanırken devletin sorumluluğunun üstünün örtüldüğü mütalaa hukuki garabet olarak değerlendirdi.

Açıklamanın tam metni:

10 Ekim Ankara Gar Katliamı Davası’nda Savcılık esas hakkında mütalaasını sunmuş bulunuyor. Eksik sürdürülen bir soruşturmanın ardından düzenlenen iddianame çerçevesinde on dokuz aydır sürdürülen yargılama tamamlanmak isteniyor. 31 Temmuz-2 Ağustos tarihleri arasında Sincan Cezaevi Mahkeme Salonu’nda gerçekleştirilecek 10. grup duruşmada kararın açıklanması muhtemeldir. Biz davayı başından itibaren takip eden, binlerce sayfadan oluşan 182 klasörü satır satır okuyan avukatlar olarak muhakemenin şu an geldiği aşama itibariyle aşağıdaki açıklamayı gerekli görmekteyiz:

Kamuoyunda “rekor ceza istendi”, “sanıklara ceza yağdı”, “10 sanığa 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis” gibi başlıklar altında verilen haberler doğrultusunda Savcılık mütalaasının bir hukuk zaferi, adaletin tecellisi gibi sunulması gerçeği yansıtmamaktadır. Savcılık mütalaasındaki talepler iddianameden kopyalanıp yapıştırma şeklinde hazırlanmış; baştan savma ve eksik hazırlanan iddianamenin de gerisine düşmüştür. Katliamı gerçekleştirdikleri ayan beyan açık olan sanıkların bir kısmı hakkında 101 kere müebbet hapis cezası istemek hukuki kahramanlık değil, hukuki zorunluluk ve sadece katliamın büyüklüğünü ortaya koyan bir husustur. Ülkemizde yargıya hakim olan “bağımsız değil talimatla”, “kendi başına dert almayacağı” karar verme pratiği bu katliam davasında da gerçekleşmiştir. Savcılık, iğneyle kuyu kazar gibi dosyayı inceleyen biz avukatların, birçok bilim insanının görüşleriyle olgunlaştırdığı iddia ve taleplerini yok sayarak, adeta hukuki bir garabete imza atmıştır. Çünkü.

Katliamın gerçekleşmesinde kusuru ve sorumluluğu bulunan hiçbir kamu görevlisi yargılamaya dahil edilmemiş, devletin sorumluluğunun üstü örtülmüştür:

Söz konusu katliamda kamu görevlilerinin sorumluluğu belki de hiçbir olayda olmadığı kadar ortadır. Bunu söyleyen sadece delilleri didik didik eden biz avukatlar değil, İçişleri Bakanlığı’nın kendisidir. İşçileri Bakanlığı müfettişlerince olaya ilişkin hazırlanan Mülkiye Müfettişleri Raporu Ankara, Adana, Gaziantep ve Kilis vb. yerlerde görev yapan birçok kamu görevlisinin bu katliama yol verdiğini ortaya koymaktadır. Buna rağmen Mahkeme Heyeti ve Savcılık bu kişilerin davamıza sanık olarak dahil edilmesi hususunda yeterli çaba içerisinde olmamıştır. Bırakın sanık olmalarını, bu kişiler tanık olarak dahi mahkemeye getirilip dinlenmemiştir. Adeta “devlete dokundurmayız, alın size IŞİD’lilerin bir kısmı bunlara yetinin!” denilerek adaleti değil, suç işleyen kamu görevlilerinin sorumsuzluğunu esas alan bir tavır içerisinde olunmuştur.

Sanık olan IŞİD’liler bakımından istenen cezalar azdır:

Eksik soruşturma neticesinde hazırlanan iddianame ile sanık haline gelen IŞİD’lilere yetinilmesini isteyen yargı, onlar hakkında dahi eksik ceza istemektedir. Çünkü sadece üyelikten ceza alması istenen ve beş-altı yıl sonra cezaevinden çıkacak IŞİD’lilerin bir kısmı doğrudan katliam örgütlenmesine iştirak etmişlerdir. Bir kısmı ise üye değil yöneticidir. Bu gerçek yok sayılarak bu IŞİD’lilerin az ceza alması istenmektedir.

Firari sanıklar veya ismi tespit edilemeyen katliamla bağı olan IŞİD’lilerin yakalanıp yargılanmalarını sağlayacak işlemlerin yapılması talebinde bulunulmamıştır:

Katliamı planlayan sanıkların on altısı halen firari olup, şu an ülkenin çeşitli yerlerinde IŞİD faaliyetleri yürütmeye devam etmektedirler. Yine dosyada katliam planlayıcısı olan ancak isimleri tespit edilemeyen otuz iki kişi vardır. Mahkeme Heyeti ve Savcılık bu kişilerin tespiti ve yakalanması hususundaki tüm taleplerimize yok saymış “kaçan kurtulur” mantığıyla hareket etmiş, adeta sanıkları ödüllendirmiştir. Hatta basına da yansıdığı üzere firari sanıklardan Nusret Yılmaz Gürcistan sınırında yakalanıp ülkemiz bakamlarına iade edilmesine rağmen, esrarengiz bir biçimde tekrar kaybolmuş, buna ilişkin mahkeme tek bir işlem dahi yapmamıştır.

Mevcut sanıkları dışında katliamla ilişkili kişiler dosyaya dahil edilmemiştir:

Sadece kamu görevlileri değil, farklı mahkemelerde yargılanan ve katliamla doğrudan ilişkili IŞİD üyeleri de dosyaya dahil edilmemiştir. Katliamla ilişki olan birçok yeni kişi ortaya çıkmaktadır ve bunlar basına konu olmaktadır. “Gaziantep Emniyeti patlamasına ilişkin davada sanık olan Emin Kepel’in Ankara Gar Katliamı’nın gerçekleştirilmesine katkı sunduğu” artık basın tarafından dahi bilinmektedir. Benzer biçimde katliam sonrası sanıkların kaçmasını sağlayan birçok kişinin dosyamızda sanık olmaması için taleplerimizi redderek ve ortaya çıkan bilgileri görmezden gelerek Savcılık ve Mahkeme Heyeti adeta azami bir çaba içerisinde olmuş, bu kişilerin çoğunu tanık olarak dahi dinlenmemiştir.

10 Ekim Ankara Gar Katliamı insanlığa karşı suçtur! Bu gerçek yok sayılarak mütalaa verilmiştir:

Savcılık makamı katliamı devlete karşı suç kapsamında değerlendirmiştir. Ancak katliam insanlığa karşı suç işleyen İŞİD tarafından barış isteyen insanlara, insanlığa karşı yapılmıştır. Türk Ceza Kanunu m. 77’de “insanlığa karşı suçlar” düzenlenmiştir. Katliam söz konusu maddeye harfi harfine uymaktadır. Eğer bu madde uygulanmayacaksa neden ceza kanununa konulmuştur? İnsanlığa karşı suçta zamanaşımı yoktur. İnsanlığa karşı suçun varlığının yok sayılmasının en basit sonucu, başta firariler olmak sanıkların bir zaman sonra zamanaşımından yararlanarak ceza almaktan kurtulmalarıdır. Savcılık makamı hangi hukuki gerekçe ve hangi vicdanla bu sonucu kabul etmektedir?

Karar duruşması Sincan Kapalı Cezaevi Mahkemesi Salonu’na alınarak dava kaçırılmak istenmektedir:

Bugüne kadar yaralılar ve yakınlarını kaybeden aileler, duruşmaları büyük bir sabır ve sükunetle takip etmişlerdir. Her duruşmaya kilometrelerce yolu teperek gelmiş, adaleti aramışlardır. Acılarının adil bir kararla biraz olsun dinmesini umut etmişlerdir. Ancak bu sabır savcılık mütalaasından sonra tükenmiş ve mahkeme salonu “Adalet istiyoruz” sloganlarıyla inlemiştir. Vicdanlarının yaralandığını ifade eden adalet çığlığı karşısında mütalaa geri çekilmesi gerekirken, Heyet davayı kaçırmayı tercih etmiş ve son duruşmanın şehrin bir ucundaki Sincan Cezaevinde yapılmasına karar vermiştir. Katliam davalarının, siyasi davalarının görülmesi gereken illerden veya merkez adliyelerden kaçılırılması pratiğinin devamı olan bu karar, kabul edilebilir değildir. Kararın geri alınmasını talep ederek, geri alınmazsa karara itiraz edeceğimizi belirtmek isteriz.

Tüm bu yargılama sürecinde adaletin gerçekleşmesi için her türlü desteği sunun bilim insanlarına; kurum ve kuruluşlara, havuz medyası dışındaki basın organlarına, ama en çok da inatla davayı takip eden yaralılara ve katliamda yakınlarını kaybeden ailelere teşekkür ederiz. Özellikle ailelerin beyanları ve adalet ısrarları olmasaydı, muhtemelen davamızdaki birçok sanık tahliye edilmiş ve şu an dışarıda başka bir katliamı planlıyor olacaktı. Yine Mahkeme’nin sadece Ankara’daki kamu görevlileri için ve sadece bir kez yaptığı suç duyurusu da yapılmamış olacaktı. Nitekim sanıklar için talep edilmiş “rekor” cezalar da esasen bu ısrar ve takibin sonucudur.

31 Temmuz- 2 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirilecek duruşma grubunda Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerçek adalet konusunda hala bir şansı bulunmaktadır. Hukuka aykırılığı ayrıntılarıyla izah etmiş olduğumuz mütalaa yok sayılarak kovuşturma belirtmiş olduğumuz eksikler üzerinden sürdürülmelidir. Bizler, söz konusu duruşmada ve yakalanmayan sanıklar için davanın devam edecek olan kısmında bu ısrar, dayanışma ve adalet arayışının daha da büyüyerek süreceğini biliyoruz. Değil Sincan Fizan’a da kaçırsanız, bu davayı hep birlikte takip etmeye devam edeceğiz. Ta ki göstermelik değil gerçek adaleti sağlayana kadar!

10 EKİM DAVASI AVUKAT KOMİSYONU

toplumsalhukuk